Bir devletin gerçek gücü, yalnızca sahip olduğu silah stoklarıyla değil, bu gücü ne kadar uzun süre meşru kılmayı başardığıyla ölçülür. İsrail’in son dönem siyaseti, bu temel denklemi test eden bir laboratuvar haline gelmiştir.
Netanyahu liderliğinin İsrail kamuoyunun bir kesimi tarafından yeniden üretilmesi, kısa vadede güvenlik kaygılarını yatıştırmış görünse de, orta vadede ülkenin stratejik manevra alanını daraltan bir birikim yaratmıştır. Uluslararası kamuoyunda yükselen eleştiri dalgası, salt duygusal bir tepki ya da başarılı bir propaganda ürünü değildir. Sahadaki uygulamaların, orantı duygusunun ve uzun vadeli hesapların doğal sonucudur. Tarih, mutlak askeri üstünlüğün tek başına kalıcı meşruiyet üretmediğini defalarca yazmıştır.
1967 sonrası statüko, silah zoruyla çizilmiş çizgilerin kalıcı barışa dönüşmediğini hatırlatır. Bir devletin “büyük güç” olma iddiası, yalnızca karşı tarafı yıldırmakla değil, bölgesel aktörlerin onu kaçınılmaz bir gerçeklik olarak kabul etmesiyle sürer. Bugün yaşanan itibar erozyonu, bu kabulün zayıfladığının işaretidir. Güç gösterisi, bazen gücün sınırlarını daha net ortaya koyar.
Türkiye’nin bu süreçteki tutumu, duygusal bir çıkıştan ziyade bölgesel güç dengesinin yeniden okunmasıdır. Tarihsel deneyim gösterir ki, aşırı yüklenen bir denge, zamanla karşı ağırlık çağırır. Bir ülkenin “yeter” demesi, yalnızca ahlaki bir pozisyon değil; stratejik bir uyarıdır. Bu uyarıya kulak verilmediğinde, ortaya çıkan tablo çoğu zaman öngörülenden daha maliyetli olur.
Asıl ironi şuradadır: Kısa vadeli güvenlik kazanımları, uzun vadede güvenlik açığına dönüşebilir. Askeri kapasite tek başına bir devleti “kaçınılmaz” kılmaz; onu kaçınılmaz kılan, etrafındaki aktörlerin o gücü sineye çekme iradesidir. Bu irade zayıfladığında, sınırlar, statüler ve hatta varoluş biçimleri yeniden müzakere masasına gelir.
Diplomasi, nihayetinde zamanın aritmetiğini bilmektir. Bugün kazanılan her taktik üstünlük, yarın kaybedilen bir stratejik avantajın bedeli olabilir. Tarih, zaferlerin geçici, meşruiyetin ise inatçı olduğunu öğretir. Bu dersi unutanlar, bir gün karşılarında sadece silah değil, biriken bir irade bulabilirler.





