İktidar partisinin Karaman İl Başkanı istifa etti… Daha doğrusu, görevden alınmanın adı “istifa” ettirmekse, istifa ettirildi.
Aradan bir aydan fazla zaman geçti.Yirmiden fazla da aday var. Ve bu adayların ismi Ankara'ya gitti...
Fakat hâlâ yeni bir il başkanı atanmadı.
İnsan ister istemez soruyor:
Karaman’da il başkanı olmadan da işler yürüyebiliyorsa, bu makam neden bu kadar önemli?
Olmasa da olur mu? Oluyormuş demek ki...
Çünkü mesele bir koltuğun dolu veya boş olması değil. Mesele, o koltuğa kimin oturduğundan daha çok, o koltuğun millet için ne ürettiğidir.
Eğer bir il başkanı;
Şehrin sorunlarını Ankara’ya taşıyamıyorsa, vatandaşın derdine derman olamıyorsa, liyakat yerine yakınlığı, ehliyet yerine sadakati öne çıkarıyorsa, sorun çözmek yerine yeni sorunlar oluşturuyorsa, kurumlarla ve vatandaşla sürekli gerilim yaşıyorsa…
O makamın tabelada durmasının çok da anlamı yoktur.
Üstelik siyasetin sandıktaki karşılığı da ortadadır. Yerel seçimlerde Karaman merkezde oyların yüzde 20’lere kadar gerilemesi, üzerinde ciddi biçimde düşünülmesi gereken bir sonuçtur.
Elbette bir siyasi partinin başarısızlığını sadece bir il başkanına bağlamak doğru değildir. Ancak teşkilat yönetiminin, vatandaşla kurulan iletişimin ve şehirdeki siyasi anlayışın da bu sonuçlarda payı vardır.
Karaman’ın bugün bir “il başkanı”ndan önce, şehri gerçekten dert edinen bir siyasi anlayışa ihtiyacı var.
Tarımın, suyun, işsizliğin, gençlerin, esnafın, sanayicinin, memurun ve emeklinin sorunları ortada dururken vatandaşın asıl merak ettiği şey;
“İl başkanı ne zaman atanacak?” değil,
“Karaman’ın sorunları ne zaman çözülecek?”
Bir makam boş kalabilir.
Ama adalet, liyakat ve sorumluluk boş kalırsa, işte asıl tehlike oradadır.
Belki de bir aydır il başkanı atanmamasının bize gösterdiği en önemli gerçek budur:
Karaman’ın ihtiyacı koltuk doldurmak değil; sorumluluk alacak, liyakatli, ehliyetli ve şehrin derdini kendi derdi bilecek insanları bulmaktır.
Çünkü siyaset, koltuk sahibi olmak değil; milletin yükünü omuzlamaktır.
Ve Karaman artık şunu istiyor:
Vatandaşı duymayan, derdini anlamayan, makamın nimetlerine doymayan değil; milletin sesini duyan, derdiyle dertlenen ve hizmete doymayan siyasetçiler.
Mesele bir koltuğun boş olması değil; o koltuğun hakkını verecek insanların bulunmasıdır.






