Bazen hayatta en çok sarıldığımız düşler, zamanla avucumuzda biriken en ağır yüke dönüşür.
Bir zamanlar içimdeki fırtınaları dindirecek tek limanın, duygularıma elbise biçecek tek zanaatın şairlik olduğunu sanırdım. Kâğıda dökülen her mısra, beni dünyayla buluşturan kutsal bir köprü gibiydi. İmgelerin arkasına saklanarak var olma çabası, kelimelerden kendime bir krallık kurma arzusu… Büyük emellerin, kâğıdı tükenmez bir sırdaş bilen o çocuksu tutkunun eseriydi bütün bunlar.
Ama artık vakit tamam.
Belki de o kalemi masanın üzerine bırakmanın, imgelerin büyülü ama bir o kadar da sahte tülünü yırtıp atmanın zamanı geldi.
İnsan, er ya da geç kendisine şu soruyu sormaktan kaçamıyor:
Kimin için ve ne için yazıyordun?
Şiir, dünyanın bu kadar gürültülü, bu kadar ruhsuz ve bu kadar pratik olduğu bir çağda kime ne anlatabilir?
İnsanların duygularını birkaç saniyelik görüntülere, hızlı tüketilen cümlelere ve kaydırılan ekranlara teslim ettiği bir dünyada; derinliğin neredeyse bir “yük” sayıldığı yerde, mısralarla bir evren kurmaya çalışmak bazen fırtınanın ortasında bir mum yakmaya benziyor.
Yazdığım her dizenin gerçeğin sert duvarına çarpıp kırılması, her benzetmenin anlaşılmamanın soğukluğunda donması, zamanla insanın ruhunu da incitiyor.
Çünkü şair olmak, dünyayı herkesten daha kabuksuz, daha savunmasız hissetmek demekti.
Ben dünyayı biraz olsun iyileştirmek, güzelleştirmek için kalbimi kâğıdın üzerine koyarken; dünya, o hassasiyeti çoğu zaman hiçe sayıp üzerinden yürüdü. Ben kelimelerle yaralarıma merhem ararken, hayat yeni yaralar açmakta hiç tereddüt etmedi.
Şiir bana hiçbir zaman bir taç olmadı.
Aksine, zamanla sırtımda taşıdığım ve beni hayattan, insanlardan, hatta bazen kendimden bile uzaklaştıran görünmez bir kırbaç oldu.
İçimde büyüttüğüm o büyük emel, zamanla inceldi, yoruldu ve en zayıf yerlerinden koparak umutsuzluğa dönüştü.
Belki de en büyük sitemim kendime…
Birkaç süslü imgenin, kafiyeli birkaç kelimenin dünyayı değiştirebileceğine inandığım için.
Kendi içimdeki boşluğu kelimelerle doldurabileceğimi sandığım için.
Şiirin bir kurtarıcı değil, bazen yalnızca acıyı uzatan bir yankı odası olduğunu geç de olsa anladığım için…
Artık kelimelerin arkasına saklanmak istemiyorum.
Dünyanın ifadesiz yüzüne karşı daha fazla kafiye aramayacağım.
Belki bundan sonra içimde birikenleri dizelere dönüştürmek yerine, olduğu gibi yaşayacağım. Her duygunun mutlaka bir cümleye, her acının mutlaka bir şiire dönüşmesi gerekmediğini kabul edeceğim.
Çünkü bazı acılar anlatılmak için değil, yaşanıp geride bırakılmak için vardır.
Şairlik hayali güzel bir rüyaydı.
Belki de hayatımın en güzel rüyalarından biri…
Ama artık uyanma vakti.
Kalemi bırakmak ilk bakışta bir yenilgi gibi görünebilir. Oysa insan bazen kaybettiği için değil, kendini daha fazla kaybetmemek için bırakır.
Belki de benim için kalemi bırakmak, şiire ihanet etmek değil; kendime karşı ilk kez dürüst olmaktır.
Çünkü bazen insanın söyleyebileceği en anlamlı şey, hiçbir şey söylememektir.
Ve belki de sessizlik, artık bu dünyadaki bütün şiirlerden daha anlamlıdır.






