İnsan, doğası gereği besleyendir, büyütendir. Hayatımıza giren insanlara, başladığımız işlere, bağlandığımız hayallere sadece zamanımızı vermeyiz; ruhumuzun en verimli katmanlarını, sevgimizi, sabrımızı ve gençliğimizi de bir toprak gibi onların altına sereriz. İsteriz ki o toprakta güzel şeyler yetişsin. Emek verdiğimiz insanlar mutlu olsun, dokunduğumuz hayatlar güzelleşsin, kurduğumuz bağlar kök salsın ve nihayetinde etrafımız bir çiçek bahçesine dönsün. Toprak olmak, fedakarlıktır. Kendinden eksiltip başkasına can katmaktır.
Ancak öyle anlar gelir ki, o sonsuz gibi görünen sadakatin ve sabrın karşısında koca bir kuraklık bulursun. Bütün besnini, can suyunu akıttığın o hayat, bir türlü filizlenmez. Ne bir yaprak verir ne bir renk. Üstelik senin toprağın kurudukça, altındaki o çorak hayat seni daha da derinlere çeker, kendi sessizliğinde ve sevgisizliğinde boğar. İşte tam o eşikte, insanın durup kendine şu can alıcı soruyu sorması gerekir: Ben bir hayatı yeşertmek için kendi varlığımı tamamen çürütmek zorunda mıyım?
"Çiçek açmayan bir hayatın toprağı olmayacağım" demek, bencillik ya da vefasızlık değildir. Aksine, bu cümle insanın kendine duyduğu en büyük sadakat yeminidir. Emek verdiğin halde güzelleşmeyen, ne yaparsan yap yönünü güneşe dönmeyen bir insana ya da duruma daha fazla ömür harcamayı reddetmektir. Çünkü bazı hayatlar, çiçek açmak için değil, sadece toprağı tüketmek için vardır. Senden alırlar, senin sabrından beslenirler, senin iyi niyetini sömürürler ama günün sonunda sana verdikleri tek şey derin bir yorgunluk ve koca bir hayal kırıklığıdır.
Bir toprağın kıymetini ancak üzerinde açan çiçeğin zarafeti belirler. Eğer üzerinde tek bir gül bile bitmiyorsa, o toprak orada ziyan oluyor demektir. İnsan kendi ömrünün, kendi kalbinin bağbanıdır (bahçıvanıdır). Hangi tohuma can vereceğini, hangi bahçede kalacağını seçme hakkına sahiptir. Rengini kaybetmiş, hevesi kırılmış, sevgiyi ve emeği bir görev gibi gören kurak iklimlerden toprağını çekip almak, bir insanın kendine verebileceği en güzel hediyedir.
Şunu unutmamak gerekir: Sen bizzat kendin bir baharsın. İçinde nice şiirler, nice duygular, nice güzel niyetler barındıran verimli bir topraksın. Senin o kıymetli toprağın, ancak ve ancak açmayı arzulayan, sevginin kadrini bilen, emeğe emekle karşılık veren kalpler için serilmeli. Yolunu gözlemeyen, fırtınanda sana sığınmayan ve en önemlisi seninle birlikte yeşermeyi istemeyen hiçbir hayat için kendini eksiltme.
Toprağını o çorak iklimden geri çek. Çek ki, kendi içinde sakladığın o asıl büyük bahar uyansın. Unutma; çiçek açmayacak bir ömrün altında ezilmektense, kendi gökyüzünde tek başına da olsa hür ve yeşil kalmak her zaman çok daha asildir.
"Kendi kalbini bir çölün insafına bırakma; çünkü senin toprağın sadece hak eden baharlarda açacak kadar değerlidir."








