Bir annenin merhametiyle yoğrulan, bir babanın fedakârlığıyla ayakta duran hayatlar…
Bir anne düşünün…
Engelli evladının beslenebilmesi için sert ve gevrek lokmaları önce kendi ağzında yumuşatan, ardından püre hâline getirerek yavrusunun ağzına veren; gerektiğinde parmağıyla yiyeceğin ilerlemesine yardımcı olmaya çalışan bir anne… Her lokmada sevgisini, her dokunuşta şefkatini, her çabasında evladına duyduğu sonsuz bağlılığı hissettiren bir anne…
Tıpkı yavrusunu besleyen bir kuş gibi… Anne kuş, taşıdığı yiyeceği yavrusuna ulaştırmak için nasıl çırpınıyorsa, bu anne de evladının hayata tutunabilmesi için öyle mücadele ediyor. Onun dünyasında yorgunluğa yer yok, vazgeçmeye bahane yok. Çünkü bir annenin yüreğinde evladına duyduğu sevgi, çoğu zaman bütün zorluklardan daha büyüktür.
Belki de dışarıdan bakanların sıradan bir bakım olarak gördüğü şey, aslında bir annenin her gün yeniden verdiği sessiz bir yaşam mücadelesidir. Her lokma bir emek, her dokunuş bir umut, her bakış ise dile dökülemeyen bir duadır.
Bir de baba düşünün…
Evladının attığı her adımda kendi ömründen bir parça veren, fırtınalarda eğilse de yıkılmayan ulu bir çınar gibi dimdik duran bir baba…
O baba ki evladının tutamadığı elleri, yürüyemediği yolları, dile getiremediği sessiz çığlığı olur. Dışarıdaki soğuk bakışlara, acıyan gözlere ve anlamaktan uzak yargılara karşı evladına siper olur. Onun kırılgan dünyasını korumak için kendi gururunu, yorgunluğunu, ağrılarını ve çoğu zaman kendi ihtiyaçlarını bir kenara bırakır.
Gündüzleri rızık peşinde koşar. Alın teri döker, geçim derdiyle boğuşur, omuzlarındaki yükün ağırlığını kimseye belli etmemeye çalışır. Akşam eve döndüğünde ise evladının gözlerinin içine bakar ve sanki hiç yorulmamış gibi gülümser.
O gülümsemenin ardında nice uykusuz geceler, nice gizli kaygılar vardır. Evladına gerekli bir cihazı alabilmek, daha iyi bir tedavi imkânı sunabilmek, onun yaşamını biraz daha kolaylaştırabilmek ya da yüzünde küçücük bir tebessüm görebilmek için kurulan hayaller vardır.
Bazen bir babanın en büyük duası, evladının bir gün daha huzurlu uyanmasıdır. En büyük mutluluğu, onun yüzünde beliren küçücük bir gülümsemedir. En büyük zenginliği ise evladının kendisini güvende hissettiğini bilmektir.
Bir kartal gibi kanatlarını yavrusunun üzerine gerer. Dünyanın bütün sert rüzgârlarına karşı onu korumaya çalışır. Yeri gelir evladını sırtında kilometrelerce taşır, yeri gelir kendi acısını içine gömer; ama evladının yükünü taşımaktan şikâyet etmez. Çünkü onun gözünde bu yük, bir külfet değil, evlat sevgisinin en ağır ama en kıymetli emanetidir.
Peki, bu mücadelenin görünmeyen kahramanları kimlerdir?
Onlar, çoğu zaman kimsenin görmediği fedakârlıkları yapan anneler ve babalardır. Geceleri uykusuz kalan, gündüzleri yorulsa da görevini sürdüren, kendi ihtiyaçlarını erteleyip evladının ihtiyaçlarını önceleyen insanlardır.
Onlar için hayat, yalnızca günü tamamlamak değildir. Her gün yeni bir engeli aşmak, yeni bir umuda tutunmak ve evlatlarının yaşamına bir nebze olsun kolaylık katabilmektir.
Ancak unutulmaması gereken bir gerçek var: Engelli bir evlada sahip olmak, yalnızca anne ve babanın omuzlarına bırakılabilecek bir sorumluluk değildir. Ailelerin sevgisi ve fedakârlığı ne kadar büyük olursa olsun, onların da desteğe, anlayışa, dinlenmeye ve dayanışmaya ihtiyacı vardır.
Toplum olarak bize düşen; uzaktan bakıp acımak değil, yakından anlayıp destek olmaktır. Yargılamak değil, kolaylaştırmaktır. Onların mücadelesini seyretmek değil, gerektiğinde yüklerini hafifletmektir. Çünkü gerçek insanlık, farklılıkları görmekle değil, o farklılıkların içindeki insanı anlayabilmekle başlar.
Anne, şefkatiyle hayatı besler; baba, gücü ve direnciyle o hayatı ayakta tutmaya çalışır. Biri sevgisini çoğu zaman dokunuşlarıyla, diğeri fedakârlığını sessiz çabalarıyla gösterir. Ama her ikisinin de yüreğinde aynı arzu vardır: Evlatlarının mutlu, huzurlu ve güvende olması…
Ve bazen bir annenin titreyen elleriyle verdiği bir lokma, bir babanın yorulmuş omuzlarıyla taşıdığı bir beden, dünyadaki en büyük sevgi hikâyesini anlatmaya yeter.
Çünkü anne ve baba olmak, yalnızca bir evlada hayat vermek değildir; gerektiğinde kendi hayatından vazgeçmeden, kendi hayatını onun yaşamını güzelleştirmeye adamaktır.
Belki de gerçek kahramanlık, alkışlanmak değil; kimse görmezken mücadele etmeye devam etmektir.
Engelli evlatlarının yaşam mücadelesine kendi hayatlarını da katarak devam eden bütün annelere ve babalara selam olsun…
Onların sabrı, sevgisi ve emeği karşısında saygıyla eğiliyorum.
Unutmayalım: Bir toplumun vicdanı, en çok desteğe ihtiyaç duyan evlatlarına ve onların ailelerine nasıl davrandığıyla ölçülür.







