Hayat, her geçen gün daha pahalı hale geliyor. Gıda, ulaşım, barınma derken, en büyük yüklerden biri de eğitim masrafları oluyor. Yeni eğitim-öğretim yılı başlarken birçok ailenin en büyük kaygısı, çocuklarının ihtiyaçlarını karşılayabilmek. İşte tam da burada, göz ardı edilen ama toplum için hayati bir görevi üstlenen bir kurum devreye giriyor: Muhtarlıklar.
Son dönemde bazı çevreler “Muhtarlıklar kapatılsın” diyerek algı oluşturmaya çalışıyor. Oysa mahalle ve köy muhtarları, sadece bir bürokratik imza makamı değildir. Onlar, devlet ile vatandaş arasında köprü vazifesi gören, üstelik bunu siyasi ayrım yapmadan, her kapıyı aynı samimiyetle çalarak yapan insanlardır.
Bugün birçok ihtiyaç sahibi öğrenci, defterini, çantasını, montunu, ayakkabısını muhtarların öncülüğünde temin ediyor. Muhtarlar, imkânı olan vatandaş ile imkânsızı yaşayan aile arasında vicdan köprüsü kuruyor. Sosyal devletin en sahici yansımasını, en sade şekilde onlar hayata geçiriyor.
Kapatılsın denilen bu makamlar olmasa, kim hangi evin kapısını çalıp hangi çocuğun ayakkabısının yırtık olduğunu fark edecek? Kaç siyasetçi, kaç bürokrat mahalle mahalle dolaşıp vatandaşın gerçek derdini dinliyor? Ama muhtarlar, sabahında selam verdikleri, akşamında aynı sokaktan geçtikleri komşularının derdini anbean biliyor.
Unutmayalım: Muhtarlık sadece bir imza, bir mühür değil; sosyal adaletin, dayanışmanın ve devlet-vatandaş ilişkisinin en samimi yüzüdür.
Bu yüzden okullar açılırken ihtiyaç sahiplerinin yanında olan, siyasi kimlik taşımadan görevini layıkıyla yapan tüm muhtarlarımıza teşekkür borçluyuz. Onlar olmasa, eksik çok daha büyük olurdu.
Sorulması gereken soru şu:
Muhtarlıklar kapatılsın mı, yoksa asıl görevleri görünür kılınarak desteklensin mi?







