Çok garip bir ülkede yaşıyoruz.
Her gün yeni bir tartışma, yeni bir polemik, yeni bir kriz başlığıyla karşılaşıyoruz. Gündem öylesine hızlı değişiyor ki, toplum daha bir konuyu sindiremeden önüne yenisi konuluyor.
Peki, bütün bu tartışmaların arasında asıl konuşmamız gerekenleri ne kadar konuşuyoruz?
Ekonomi alarm veriyor. Hayat pahalılığı her geçen gün ağırlaşıyor. Asgari ücretli ayın sonunu getiremiyor, emekli geçinemiyor, gençler gelecek kaygısıyla yaşıyor, üretici ve esnaf artan maliyetler altında ayakta kalma mücadelesi veriyor.
Bunu sadece rakamlardan okumuyorum.
Karaman'da fırsat buldukça semt pazarlarını geziyor, pazarcı esnafıyla ve alışveriş yapan vatandaşlarla sohbet ediyorum. Farklı siyasi görüşlerden, farklı mesleklerden insanlarla konuştuğunuzda ortak bir cümle duyuyorsunuz:
"Geçinmek her geçen gün daha da zorlaşıyor."
Emekli maaşının yetmediğini anlatıyor. Asgari ücretli temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığını söylüyor. Esnaf, satışların düştüğünden ve vatandaşın artık alışveriş yaparken iki kez düşündüğünden yakınıyor.
İşte toplumun gerçek gündemi budur.
Buna rağmen aylardır kamuoyunun önemli bir bölümü siyasi polemiklere ve parti içi tartışmalara kilitlenmiş durumda. Elbette bunlar konuşulabilir. Ancak milletin sofrasındaki ekmeği küçülürken, mutfağındaki yangın büyürken asıl gündem bunlar olmamalıdır.
Dikkatler başka yöne çevrilirken mutfaktaki yangın sönmüyor.
Dikkatler başka yöne çevrilirken pazardaki fiyatlar düşmüyor.
Dikkatler başka yöne çevrilirken vatandaşın alım gücü artmıyor.
Gündem değişebilir; ama milletin derdi değişmiyor.
Çünkü dikkatler başka yöne çevrilebilir; fakat hayatın gerçeği değiştirilemez.








