Bir engelli olarak şunu açıkça ve hiçbir kelimeyi yumuşatmadan söylüyorum: Bu ülkede engelli bireylerin yaşadığı en ağır sorunların büyük bir kısmı ne kaldırımda başlar ne de sokakta biter; asıl mesele evlerin içinde, banyolarda, tuvaletlerde, kimsenin görmek istemediği mahrem alanlarda yaşanır ve toplum bunu “ayıp” diyerek halının altına süpürür. Bugün birçok engelli kardeşimiz ve arkadaşımız, ebeveynleri tarafından altlarına kilotlu bez bağlanarak hayatını sürdürmek zorunda kalıyor; yeri geldiğinde ben de kullanıyorum ve bu bir tercih değil, çaresizliğin sonucudur.
Bu gerçeği dile getirdiğimizde yüzler ekşir, konu değiştirilir, susmamız beklenir. Çünkü konuşulursa rahatsızlık doğar, rahatsızlık doğarsa sorumluluk gerekir. Oysa mesele utanılacak bir durum değil; çözümsüz bırakılmış bir kamusal sorundur. Tuvalet ve kişisel temizlik, bir insanın en temel hakkıdır. Ama engelli bireyler için bu hak, başkalarının gücüne, zamanına ve sabrına bağlı bir lütuf gibi sunuluyor.
Devlet, bakım yükünü ailelerin omzuna bırakıp geri çekiliyor. Aileler tükeniyor, engelli birey susuyor, toplum ise “ne yapalım” diyerek sırtını dönüyor. Bakım merkezleri yetersiz, evde bakım destekleri göstermelik, profesyonel yardım erişilemez durumda. Sonra da engellilerden sabırlı olmaları, güçlü durmaları, şükretmeleri bekleniyor. Soruyorum: Bir insan neden en mahrem ihtiyacında bile onurunu koruyacak koşullara erişemiyor?
Bu ülkede engelli birey, bedenine dair söz hakkını çoğu zaman kaybediyor. Ne zaman tuvalete gideceğine, nasıl temizleneceğine, ne kadar bekleyeceğine başkaları karar veriyor. Bu durum sadece fiziksel bir zorluk değildir; insanın benliğini aşındıran, özgüvenini parça parça kıran bir sistem sorunudur. Buna kader demek kolaydır. Ama gerçekte bu, bilinçli bir ihmalin adıdır.
Toplum engelliliği ya kahramanlık hikâyeleriyle süsler ya da tamamen görmezden gelir. “Ne kadar güçlü”, “Allah sabrını veriyor” cümleleri, çözüm üretmeyen vicdan rahatlatma araçlarına dönüşür. Ama kimse şunu sormaz: Neden bu insanlar bu kadar sabırlı olmak zorunda? Neden en temel ihtiyaçlar hâlâ lüks muamelesi görüyor? Altına bez bağlanan engelli bireyler utanç vesilesi değil; bu gerçeği konuşmaktan kaçan sistem utanç vesilesidir. Mahremiyetini koruyamayan engelli birey değil, onu koruyacak düzeni kuramayan toplum sorumludur. Eğer bir ülkede engelli birey tuvalet ve kişisel temizlik gibi en temel ihtiyaçlarını insan onuruna yakışır şekilde karşılayamıyorsa, o ülkede sosyal devlet sadece bir kelimeden ibarettir.
Bu yazı bir talep değil, bir teşhistir. Sorun bireysel değildir. Sorun ailelerin fedakârlığıyla çözülemez. Sorun “ayıp” diyerek susturulamaz. Çözüm; profesyonel bakım desteği, insana yakışır koşullar, aileleri yalnız bırakmayan sosyal politikalar ve engelli bireyi merkeze alan gerçek bir anlayıştır. Aksi hâlde suskunluk devam eder, yük ağırlaşır, onur biraz daha zedelenir. Ve son söz şudur: Bir toplum engellisini en mahrem ihtiyacında bile yalnız bırakıyorsa, ne kadar gelişmiş görünürse görünsün, adaletini veinsanlığınıı kaybetmiştir.







Engelli bireylerimizin asıl sorunlarını açık yüreklilikle cesaretle dile getirmişsin.Takdire şayan bu yazı hem yönetimlerin hem ailelerin hem de imar durumunun dikkatini çeker. Yürekten alkışlıyor ve takdir ediyorum Mustafam