Türk milletinin en büyük hazinesi yalnızca toprağı değil, dilidir. Çünkü dil; bir milletin hafızası, vicdanı ve geleceğidir. Karaman’da gerçekleştirilen 749’uncu Türk Dil Bayramı etkinlikleri de bize bir kez daha bunu hatırlattı.
Karamanoğlu Mehmet Bey bundan tam yedi buçuk asır önce yalnızca bir ferman yayımlamadı; aslında bir milletin kimliğine sahip çıktı. “Şimden gerü divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil kullanılmaya” sözü, yalnızca siyasi bir karar değil, kültürel bağımsızlığın ilanıydı.
O gün Anadolu’da Türkçe, sarayların değil halkın diliydi. Arapça ilmin, Farsça sanatın dili kabul edilirken Türkçe çoğu zaman geri planda bırakılıyordu. İşte Karamanoğlu Mehmet Bey, Türkçeyi devlet dili yaparak milletin sesini devletin merkezine taşıdı. Bu yönüyle o, yalnızca bir bey değil; Türk dilinin öncüsü oldu.
Bugün Karaman’da yükselen bu tarihî miras, aslında Anadolu’nun ruhudur.
Ancak Türkçeyi yalnızca devlet katında yaşatanlar değil, gönüllerde yeşertenler de vardı. İşte onların başında Yunus Emre gelir.
Yunus Emre, Türkçeyi bir sevgi dili hâline dönüştürdü. Onun şiirlerinde ağır ve süslü ifadeler değil; insanın kalbine doğrudan dokunan bir samimiyet vardır. “Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz” derken kullandığı sade Türkçe, yüzyıllar boyunca Anadolu insanının ortak vicdanı oldu.
Bugün hâlâ Yunus’u anlayabiliyorsak, bunun sebebi onun milletin diliyle konuşmuş olmasıdır.
Karaman’da düzenlenen bu etkinlikler, sadece geçmişi anmak için yapılmıyor. Asıl mesele, Türkçenin bugün karşı karşıya olduğu tehditleri fark etmektir. Yabancı kelimelerin istilası, dijital çağın yozlaştırıcı dili ve sosyal medyanın hız uğruna estetiği yok eden üslubu, Türkçeyi sessizce yıpratıyor.
Oysa dilini kaybeden milletler, zamanla hafızasını da kaybeder.
Bu nedenle Türkçeyi korumak yalnızca edebiyatçıların değil; öğretmenin, öğrencinin, gazetecinin, siyasetçinin ve her vatandaşın ortak görevidir. Çünkü Türkçe sadece konuştuğumuz bir dil değil; bizi biz yapan medeniyetin taşıyıcısıdır.
Bugün Balkusan’da edilen dualar, ziyaret edilen türbeler ve anılan isimler bize aynı gerçeği fısıldıyor:
Bir millet ancak diline sahip çıktığı kadar güçlüdür.
Ve Türkçe, bu milletin ebedî sesidir.







