Türkiye Cumhuriyeti'nin temelinde yer alan en önemli ilke, hiç kuşkusuz tam bağımsızlıktır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Geldikleri gibi giderler” sözü sadece bir askeri kararlılığı değil, aynı zamanda bir milletin bağımsız yaşama iradesini simgeler. Bu anlayış, yıllar boyunca Türkiye’yi ayakta tutan, yönünü belirleyen temel pusula olmuştur.
Bugün demokrasi, adalet ve gelir dağılımı gibi alanlarda çözüm bekleyen ciddi meselelerimiz olduğu bir gerçektir. Bunları inkâr etmek değil, konuşmak ve çözmek gerekir. Ancak bu sorunları Batı’ya şikâyet ederek ya da dışarıdan destek arayarak çözmeye çalışmak, hem bağımsızlık ilkemizle çelişir hem de gerçekçi bir yol değildir. Çünkü Batı karşılıksız hiçbir şey vermez. Verilen her sözün, yapılan her yardımın arkasında bir çıkar hesabı olduğu artık saklanamaz bir gerçektir.
Çünkü biliyoruz ki Batı karşılıksız hiçbir şey vermez. Tarih boyunca bunun örneklerini fazlasıyla gördük; verilen her “destek” bir bedel talep etmiştir.
Kalıcı ve güçlü çözümler, ancak kendi içimizde, kendi aklımızla ve ortak irademizle mümkündür. Toplumsal sorunlarımızı yine bu milletin değerleri ve birikimiyle çözmeliyiz. Batı ile elbette ilişkilerimiz olacak, diplomasi bir gerekliliktir. Ancak bu ilişkilerin temeli eşitlik ve karşılıklı saygı olmalı, yönlendirici değil, dengeleyici olmalıdır.
Atatürk’ün “tam bağımsızlık” ilkesi sadece bir dönemin değil, tüm zamanların yol göstericisidir. Onun kurduğu Cumhuriyet ve ilkelerini benimseyen her anlayışın, dışarıdan değil içeriden çözüm üretmesi gerekir. Çünkü bu millet, tarih boyunca her zorluğu kendi imkânlarıyla aşmış, kendi göğsünü siper ederek varlığını korumuştur.
Bugün bize düşen; içeride birliği sağlamak, sorunlarımızı birlikte çözmek ve dışarıda başı dik bir Türkiye duruşunu sürdürmektir.
Unutmayalım: "Batı karşılıksız hiçbir şey vermez. Sorunlarımızı Batı’ya şikayet ederek değil, kendi gücümüzle çözmeliyiz. Tam bağımsızlık, yalnızca bir ideal değil; bu milletin karakteridir."
Güçlü Türkiye, içeride sağlam durduğunda dışarıda da saygı görür.







