Ne olacak bu gençlerin hali?
Kahramanmaraş’ta bir ortaokula yönelik gerçekleştirilen silahlı saldırı… Hayatını kaybeden bir öğretmen ve üç öğrenci… Daha acısı, bu haberin toplumda artık “tekil” bir olay gibi karşılanmıyor oluşu.
Henüz dün, Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bir okulda yaşanan rehine ve silahlı saldırı girişimi… Yaralanan öğrenciler, öğretmenler… Ve yine bir genç, yine öfke, yine kontrolsüz bir şiddet patlaması.
Bu olayları yalnızca “asayiş” başlığı altında değerlendirmek, meselenin özünü görmezden gelmek olur. Çünkü ortada sadece güvenlik değil; sosyal, psikolojik ve kültürel bir kırılma söz konusu.
Bugünün gençleri; yoğun bir yalnızlık, gelecek kaygısı, aidiyet eksikliği ve dijital dünyanın kontrolsüz etkisi altında büyüyor. Aile içi iletişimin zayıflaması, eğitim sistemindeki baskılar, rol model eksikliği ve şiddetin normalleşmesi, bu kırılgan yapıyı daha da derinleştiriyor.
Okullar artık yalnızca eğitim verilen yerler değil; aynı zamanda gençlerin duygusal ve sosyal olarak desteklenmesi gereken alanlar haline gelmiş durumda. Ancak görünen o ki bu destek mekanizmaları yeterince güçlü değil.
Her olaydan sonra artırılan güvenlik önlemleri, kapılara konulan görevliler ya da yapılan anlık denetimler tek başına çözüm değil. Asıl ihtiyaç, gençleri anlayan, dinleyen ve yönlendiren kalıcı politikalar geliştirmek.
Peki ne yapılmalı?
Öncelikle aile, okul ve toplum üçgeninde güçlü bir iletişim ağı kurulmalı. Rehberlik hizmetleri etkin hale getirilmeli, gençlerin psikolojik destek alması kolaylaştırılmalı. Sosyal medya ve dijital içeriklerin etkisi daha bilinçli şekilde yönetilmeli.
Unutulmamalıdır ki; kaybedilen her genç, aslında ihmal edilmiş bir sürecin sonucudur.
Bugün sormamız gereken soru şu:
Bu gençler neden bu noktaya geliyor?
Cevap bulunmadıkça, benzer acıların yaşanması ne yazık ki kaçınılmaz olacaktır.







