Bir kadın vardı… İçinde merhamet taşıyan, herkese iyi davranmayı görev bilen, kimseyi kırmak istemeyen bir kadın. Gülümsemesiyle etrafına ışık saçan bu kadın, özellikle de engelli bireylere karşı her zaman daha hassas davranırdı. Çünkü onların yüreğinde saklı duran kırılganlığı, sessizliğinde gizlenen yalnızlığı görürdü.
Bir gün hayatına bir genç adam girdi. Doğuştan bir engeli vardı; hayat, ona diğerlerine göre biraz daha sert davranmıştı. Kadın onunla tanışınca kalbine hemen bir sıcaklık hissetti. Bu sıcaklık romantik bir sevgi değildi; tamamen insani, tamamen koruyucu bir duyguydu. Ona destek olmak, moral vermek, yüzünü güldürmek istiyordu.
Kadın, içinden geldiği gibi sevecen davrandı. Sıcak bir ses tonu, zaman zaman küçük bir dokunuş, içten bir ilgi… Hepsi çok doğal, çok samimiydi.
Fakat adam, bu sevgiyi farklı bir yere koymaya başladı. Hayatında ilk kez biri ona bu kadar nazik davranıyordu. Yıllardır eksik kalan sevgiyi, ilgiyi, şefkati bu kadında bulduğunu düşündü. Onun için sıradan bir ilgi, derin bir anlam kazanmaya başladı.
Kadın ise durumu fark ettiğinde şaşırdı. Çünkü niyeti başkaydı. O sadece iyi bir insandı, kalbi iyilik doluydu. Fakat anladı ki bazen iyilik bile yanlış anlaşılabilirdi.
Bir gün sessizce oturdular. Kadın, yumuşak ama kararlı bir sesle konuştu:
“Ben seni insan olarak çok seviyorum. Sana değer veriyorum, saygı duyuyorum. Ama bu sevgim dostça. Sana özel bir yakınlık değil, herkes için taşıdığım sevginin bir parçası. Yanlış anlamanı istemem. İlişkimizin net olması ikimiz için de daha iyi.”
Adam önce başını eğdi, sonra gözlerinde bir anlayış belirledi. Çünkü kadın onu incitmemişti; sadece gerçeği, en nazik haliyle söylemişti. Ona sınır koymuş ama aynı zamanda değer vermeye devam etmişti.
Zamanla adam bu sevginin değerini daha iyi anladı. Çünkü herkes sınır koyamaz, herkes doğruları bu kadar nazik anlatamazdı. Kadının davranışı ona hem saygıyı hem de ilişkilerin sağlıklı şekilde nasıl yürüdüğünü öğretti.
Ve kadın da bir şey öğrendi:
Bazı insanlar fazla sevgi gördüğünde, duygular karışabilir. Bu yüzden iyi insan olmak kadar, sınır koymak da bir erdemdi.
O günden sonra ilişkileri daha sağlıklı, daha net, daha huzurlu devam etti. Sevgi yine vardı… Ama artık doğru yerde, doğru şekilde duruyordu.
Bir şarkıyla bitirmek istiyorum;izniniz olursa!
"En güzel duygularla yuvamızı kurmuştuk,
Toz pembe hayallerle " karı-koca"olmuştuk,
Birimiz "Peri kızı" birimiz "Padişah'tık",
Bir masal dünyasında ne güzel yaşamıştık"...







