23 Nisan…
Sadece bir bayram değil; bir milletin yarınını emanet ettiği çocuklara verdiği sözün adıdır.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, dünyada çocuklara ithaf edilen ilk ve tek bayram olarak gurur kaynağımızdır. Ama bugün bu gururun yanında ağır bir soruyla yüz yüzeyiz:
Biz çocuklarımıza gerçekten nasıl bir gelecek bırakıyoruz?
Eskiden kalabalık nüfus “güç” demekti.
Bugün ise niteliksiz bırakılmış bir kalabalık, yönetilemeyen bir yük haline geliyor.
Doğurganlık düşüyor deniliyor…
Ama doğan çocukların önemli bir kısmı daha hayata başlamadan bir belirsizliğin içine doğuyor.
Abartı gibi gelebilir ama hissedilen gerçek şu:
Her iki çocuktan biri, gelecekte işsizlik ihtimaliyle doğuyor.
Bu bir kader değil.
Bu, plansızlığın sonucudur.
Türkiye aslında yoksul bir ülke değil.
Toprağı var, suyu var, genç nüfusu var.
İsterse 200–300 milyon insanı doyurabilecek potansiyele sahip.
Ama mesele kapasite değil, yönetim ve planlama meselesidir.
Bugün gelinen noktada üç temel alanda ciddi bir kırılma yaşıyoruz:
Eğitim…
Ezberci, sınav odaklı ve hayattan kopuk.
Çocuklara düşünmeyi değil, yarışmayı öğretiyoruz.
Tarım…
Kendi kendine yetebilen bir ülkeden, dışa bağımlı bir yapıya sürükleniyoruz.
Toprak var ama üretim yok.
Sanayi…
Katma değer üretmek yerine düşük verimlilikle günü kurtaran bir sistem içinde debeleniyoruz.
Hal böyle olunca gençler ne yapıyor?
Diploma alıyor ama iş bulamıyor.
Hayal kuruyor ama gerçekleştiremiyor.
Ve en tehlikelisi:
Umudunu kaybediyor.
Oysa bir ülke için en büyük tehlike ekonomik kriz değil,
gençliğin umutsuzluğudur.
23 Nisan’da çocuklara koltuk devretmek yetmez.
Onlara gelecek devretmek gerekir.
Bugün çocuklara mikrofon uzattığımızda ne diyorlar?
“Doktor olmak istiyorum.”
“Mühendis olmak istiyorum.”
Ama hiç kimse onlara şu soruyu sormuyor:
“Nasıl bir ülkede yaşamak istiyorsun?”
Çünkü o sorunun cevabı bizi rahatsız eder.
Adalet isterler.
Eşitlik isterler.
Fırsat isterler.
Ve en önemlisi:
Gelecek garantisi isterler.
Bugün çocuklara bırakacağımız en büyük miras;
ne beton binalar,
ne makamlar,
ne de boş vaatlerdir.
Onlara bırakılması gereken şey:
Adil bir sistem, güçlü bir eğitim, üretken bir ekonomi ve yaşanabilir bir ülkedir.
Eğer bunu veremiyorsak,
23 Nisan’da yaptığımız kutlamalar sadece bir ritüelden ibaret kalır.
Unutmayalım:
Çocuklar bizim geleceğimiz değil…
Biz, onların geçmişi olacağız.
Ve yarın bir gün onlar büyüdüğünde bize şu soruyu soracaklar:
“Bize nasıl bir ülke bıraktınız?”
İşte o gün, verecek cevabımız olmalı.
23 Nisan kutlu olsun…
Ama asıl mesele kutlamak değil,
o kutlamanın hakkını verebilmektir.







