Vitrinler kırmızıya boyanmış, kalpler camlara asılmış, çiçekçiler telaş içinde…
Sanki sevgi sadece bir güne sığdırılabilirmiş gibi.
Oysa sevgi; takvim yapraklarına bağlı değildir.
Sevgi; bir güne indirilecek kadar küçük hiç değildir.
Belki bir sevgilim yok.
Belki el ele yürüdüğüm biri de yok.
Ama kalbim bomboş değil ki…
Ben sevgiyi;
annemin sesinde tanıdım önce.
“Üşüme” derken aslında “canımın içi” dediğini öğrendim.
Babamın sessizliğinde gördüm sevgiyi. Çok konuşmazdı ama omzuma koyduğu el, dünyadaki bütün cümlelerden daha güçlüydü.
Sevgi bazen kardeşimin benden hızlı koşmasında saklıydı.
Beni geçerken arkasına dönüp “Sen de gel” demesinde…
Ben koşamasam da, onun beni beklemesi sevgiydi.
Sevgi; okul bahçesini camdan izlerken yanıma oturan arkadaşın susup benimle gökyüzüne bakmasıydı.
Zil çaldığında herkes koşarken, bir kişinin benimle aynı tempoda yürümesiydi.
Ve sevgi…
Belki de en çok; gönüllülerde saklıydı.
Hiçbir mecburiyetleri yokken,
hiçbir çıkarları yokken,
sadece kalpleri istiyor diye yanımıza gelen o insanlar…
Bir sandalyeyi çekip “Buraya oturayım mı?” diye soran,
Gözlerimin içine bakarak konuşan,
Beni bir “hasta” değil, bir “insan” olarak gören o güzel yürekli insanlar…
Onların getirdiği çikolata değil beni mutlu eden.
Onların getirdiği çiçek de değil.
Beni mutlu eden;
“Sen değerlisin” demeleriydi.
“Sen varsın ve iyi ki varsın” bakışıydı.
14 Şubat denince herkes aşkı konuşur.
Ama kimse şunu sormaz:
Bir insanın kalbine dokunmak, en büyük aşk değil midir?
Anne-baba sevgisi…
Bir evladın saçını okşarken gözyaşını içine akıtmak değil midir aşkın en saf hali?
Öğretmen sevgisi…
Bir öğrencinin adını tahtaya gururla yazmak değil midir gerçek bağlılık?
Arkadaş sevgisi…
Herkes giderken yanında kalmak değil midir sadakatin özü?
Ve gönüllü sevgisi…
Hayatın zorluğunu bilen bir kalbe umut olmak değil midir en büyük fedakârlık?
Ben artık şunu öğrendim:
Sevgi illa el ele tutuşmak değildir.
Sevgi bazen tekerlekli sandalyenin yanında yürümektir.
Bazen yavaşlamak, bazen susmak, bazen sadece dinlemektir.
Sevgi; birine “Sen yalnız değilsin” diyebilmektir.
Bu 14 Şubat’ta belki pahalı hediyeler alınmayacak.
Belki kırmızı güller solacak.
Ama bir annenin duası solmayacak.
Bir babanın sabrı tükenmeyecek.
Bir gönüllünün içten gülümsemesi eskimeyecek.
Çünkü gerçek sevgi; gösterişte değil, kalpte yaşar.
Eğer bu satırları okuyan bir gönüllü varsa;
Bil ki sen bir günlüğüne değil, bir ömürlük iz bırakıyorsun.
Eğer bu satırları okuyan bir anne ya da baba varsa;
Bil ki evladın senin sevgini her nefesinde hissediyor.
Ve eğer bu satırları okuyan bir engelli kardeşim varsa;
Bil ki sen eksik değilsin.
Sen sadece farklı bir mücadele veriyorsun.
Ama sevgiye en çok sen yakışırsın.
Bu yüzden 14 Şubat sadece sevgililerin değil;
Kalbi olan herkesin günü.
Çünkü sevginin gerçek adı;
Empati.
Sabır.
Fedakârlık.
Vefa.
Ve “iyi ki varsın” diyebilmektir.
Belki elimizde çiçek yok…
Ama kalbimizde yer var.
Ve inan bana;
Dünyayı değiştiren şey, kırmızı güller değil…
Sıcak bir tebessümdür.







