Belki de en düşündürücü gerçek şudur: İki gözümüz aynı anda açılır, aynı anda kapanır, birlikte güler, birlikte ağlar ve aynı manzaraya bakar. Birbirlerine bu kadar yakın olmalarına rağmen hiçbir zaman birbirlerini göremezler. İnsan da böyledir. Bazen en yakınındakinin kıymetini göremez.
Hayatın koşuşturması içinde çoğu zaman uzağı görmeye çalışırken, yanı başımızdaki güzellikleri fark edemeyiz. Bir annenin fedakârlığını, bir babanın sessiz mücadelesini, bir eşin vefasını, bir dostun samimiyetini ya da bir evladın sevgisini çoğu zaman kaybetmeden anlayamayız. Oysa en büyük zenginlik, bize en yakın olanların varlığıdır.
Gözler, insanın en kıymetli nimetlerinden biridir. Dünyayı onlar sayesinde tanır, sevdiklerimizin yüzüne onlar sayesinde bakarız. Her insanın göz bebeği ve iris yapısı, parmak izi gibi eşsizdir. Hiç kimsenin gözü bir başkasınınkiyle aynı değildir. Bu bile Yüce Allah'ın yaratışındaki sonsuz kudretin en açık delillerinden biridir.
Gözlerimiz bir ömür boyunca durmadan çalışır. Dakikada onlarca kez kırpılır, milyonlarca rengi ve ayrıntıyı ayırt eder. Fakat bazen baktığımız hâlde göremeyiz. Çünkü görmek sadece gözle değil, gönülle de olur. Gönül gözü kapalıysa, en güzel manzaralar bile insana bir şey anlatmaz.
Ne acıdır ki insanlar, çoğu zaman sahip olduklarının değerini onları kaybettikten sonra anlar. Sağlığın kıymeti hastalıkta, dostun değeri ayrılıkta, anne babanın değeri yoklukta daha iyi anlaşılır. Oysa sevgi ertelenmez, vefa geciktirilmez, teşekkür yarına bırakılmaz.
Bugün gözlerimizi sadece etrafımıza değil, gönlümüze de çevirelim. Yanımızda olanların kıymetini bilelim. Kırgınlık yerine sevgiyi, öfke yerine merhameti, ilgisizlik yerine vefayı tercih edelim. Çünkü hayatın sonunda insanın aklında kalan; kazandığı mallar değil, gönlüne dokunduğu insanlar olacaktır.
İki gözümüz birbirini göremez ama birlikte aynı hayata hizmet eder. Biz de birbirimizin eksiklerini değil, güzelliklerini görmeyi öğrenebilirsek hem ailemiz hem toplumumuz hem de dünyamız çok daha güzel bir yer olacaktır.







