İsrail’in Filistinlilere yönelik idam düzenlemesini gündeme getirmesi, yalnızca hukuka değil, insanlığa da aykırıdır. Bir insanın, adil bir yargılama olmadan, siyasi bir kararın gölgesinde ölümle cezalandırılması; adalet değil, açık bir zulümdür.
Dünyanın neresinde olursa olsun, hukuk insanların canını korumak için vardır. Mahkemeler intikam dağıtmak için değil, adaleti sağlamak için kurulmuştur. Eğer bir devlet, öfke ile hareket eder ve insan hayatını siyasi hesapların parçası hâline getirirse, orada hukuk değil, güç konuşmaya başlar.
Filistinlilere yönelik böyle bir idam uygulaması, uluslararası hukuka da açıkça aykırıdır. Çünkü savaş, işgal ve çatışma ortamında yaşayan insanların temel hakları vardır. En ağır suçlamalar karşısında bile, herkesin adil yargılanma hakkı bulunur. Savunma hakkı olmadan, tarafsız mahkeme olmadan, bağımsız hukuk olmadan verilen ölüm kararları meşru değildir.
Bugün sessiz kalınırsa, yarın benzer uygulamalar başka coğrafyalarda da ortaya çıkar. İnsan hakları bir milletin, bir dinin ya da bir ülkenin meselesi değildir. İnsan hakları, bütün insanlığın ortak vicdanıdır. Bir yerde hukuksuzluk varsa, aslında bütün dünya zarar görür.
Filistin’de yıllardır acı yaşanıyor. Çocuklar hayatını kaybediyor, anneler gözyaşı döküyor, insanlar evlerinden oluyor. Bu acıların üzerine bir de idam düzenlemesi getirmek, yarayı kapatmak değil, daha da derinleştirmektir. Çünkü ölüm, hiçbir zaman barış getirmez. İntikam duygusu ile atılan adımlar, yalnızca yeni acılar doğurur.
Filistin’de yıllardır süren çatışmalar, zaten yeterince büyük acılar doğurmuştur. Bugün Gazze’de ve Filistin’in birçok bölgesinde insanlar sadece can güvenliği için yaşam mücadelesi vermektedir. Evini kaybeden, yakınını toprağa veren, açlık ve korku içinde yaşayan insanların üzerine bir de idam tehdidi koymak, insanlığa sığmaz. Çünkü bir toplumun acısını azaltmanın yolu, yeni cezalar ve yeni ölümler değildir. Asıl ihtiyaç olan şey; adalet, merhamet ve barıştır.
Tarih boyunca ölüm cezaları hiçbir millete huzur getirmemiştir. Tam tersine, toplumlarda öfkeyi büyütmüş, kin duygusunu artırmış ve yeni çatışmaların kapısını açmıştır. Bir insanı susturmak kolay olabilir; fakat bir halkın yaşadığı acıyı, haksızlığı ve çaresizliği ortadan kaldırmak böyle mümkün olmaz. Eğer gerçekten barış isteniyorsa, önce insanların yaşama hakkına saygı duyulmalıdır.
Uluslararası toplumun da bu konuda sessiz kalmaması gerekir. Birleşmiş Milletler, insan hakları kuruluşları ve vicdan sahibi bütün devletler, hukuka aykırı her türlü uygulamaya karşı ortak bir tavır göstermelidir. Çünkü bugün Filistin’de yaşanan bir hukuksuzluk, yarın başka bir ülkede de yaşanabilir. Hukuk, sadece güçlülerin işine geldiğinde uygulanırsa, dünyada adaletten söz etmek mümkün olmaz.
Bir annenin gözyaşı, hangi milletten olursa olsun aynıdır. Bir çocuğun korkusu, hangi ülkede yaşarsa yaşasın aynıdır. Ölümün dili, dini, milleti yoktur. Bu yüzden Filistin’de yaşananlara bakarken siyasi hesaplarla değil, insanlık vicdanıyla bakmak gerekir. Bir insanın hayatını korumak, bütün insanlığın görevidir.
Bu nedenle İsrail, Filistinlilere yönelik idam planından bir an önce vazgeçmelidir. Dünya da buna sessiz kalmamalıdır. Sessizlik, bazen en büyük onaydır. İnsanlık, hukukun yanında durmalı; zulmün, keyfî kararların ve ölümün karşısında sesini yükseltmelidir.
Bugün atılacak doğru bir adım, yarın binlerce insanın hayatını kurtarabilir. Bugün söylenecek bir vicdan sözü, yarın daha büyük acıların önüne geçebilir. Çünkü hiçbir devlet, hiçbir yönetim, hiçbir güç; insan hayatından daha değerli değildir.
Çünkü adalet, güçlü olanın istediğini yapması değil; herkesin hakkının korunmasıdır. Ve unutulmamalıdır ki, hukukun bittiği yerde yalnızca insanlar değil, insanlık da kaybeder.







