Takvimler değişir, yıllar geçer, insanlar doğar ve göçer… Ama bazı acılar vardır ki zaman onları eskitemez. Çünkü o acılar sadece bir dönemin değil, insanlığın vicdanının yarasıdır. Muharrem ayı da işte böyle bir hatıranın, böyle bir hüznün ve böyle bir dersin adıdır.
Muharrem; İslam tarihinde önemli bir yere sahip olan, saygı ve hürmet gösterilen aylardan biridir. Bu ayın içerisinde bulunan Aşure Günü, birçok anlamı içinde barındırır. Paylaşmanın, dayanışmanın, sabrın ve şükrün sembolü olan aşure; aynı zamanda Kerbela’da yaşanan büyük acının hatırlanmasına vesile olur.
Aşure denince sadece bir tatlı gelmez akla… Bir kazanın başında birleşen eller, komşuya uzatılan bir tabak, yoksulun sevindirildiği bir kap yemek gelir. Çünkü aşurenin özünde birlik vardır, paylaşmak vardır. Farklı nimetlerin aynı kazanda buluşması gibi, insanların da sevgi ve kardeşlikte buluşması anlatılır.
Fakat Muharrem ayının en derin yarası Kerbela’dır.
Kerbela, tarihin en acı sayfalarından biridir. Hz. Muhammed’in (s.a.v.) sevgili torunu Hz. Hüseyin ve beraberindeki yakınları, 680 yılında Kerbela’da büyük bir haksızlık karşısında durmuşlardır. Susuz bırakılan çocukların, annelerin, ailelerin yaşadığı o büyük imtihan; asırlar boyunca insanların yüreğinde iz bırakmıştır.
Kerbela sadece bir savaş değildir. Kerbela; hak ile batılın, adalet ile zulmün, onur ile korkunun karşı karşıya geldiği bir imtihandır.
Hz. Hüseyin’in duruşu, makam veya dünya menfaati için değil; doğruluk, adalet ve inandığı değerler uğruna verilen büyük bir mücadelenin sembolü olmuştur. Çünkü bazen insanın elinde güç olmayabilir ama haklı bir duruşu olabilir. Bazen kalabalıklar karşısında yalnız kalabilir ama doğru bildiği yoldan vazgeçmeyebilir.
Kerbela bize şunu öğretir:
Zulüm karşısında susmamak gerektiğini…Haksızlık karşısında boyun eğmemeyi… Dünya geçici, insanın bıraktığı izlerin kalıcı olduğunu…
Ehl-i Beyt sevgisi de burada ayrı bir anlam taşır. Ehl-i Beyt; Peygamber Efendimizin ailesine ve yakınlarına duyulan sevgi ve saygıyı ifade eder. Müslümanların gönlünde Ehl-i Beyt sevgisi, sadece bir bağlılık değil; aynı zamanda ahlakı, merhameti, vefayı ve sevgiyi hatırlatan büyük bir değerdir.
Bugün Kerbela’yı anarken sadece gözyaşı dökmek yetmez. Asıl mesele Kerbela’dan ders almaktır.
Çünkü Kerbela bize sorar:
Komşumuz açken biz tok yatıyor muyuz? Bir haksızlık gördüğümüzde hakkın yanında duruyor muyuz? Kırılan gönülleri onarıyor muyuz? Bize emanet edilen değerlere sahip çıkıyor muyuz?
Kerbela’nın üzerinden yüzyıllar geçti ama insanlığın imtihanları bitmedi. Bugün de dünyada savaşlar, zulümler, yetimler ve mağdur insanlar var. Bu yüzden Kerbela sadece geçmişte yaşanmış bir olay değil; her dönemde insanlara yol gösteren bir vicdan çağrısıdır.
Muharrem ayı bize sabrı hatırlatır. Hz. Hüseyin’in ve Kerbela’daki insanların yaşadığı büyük acı; insanın inancı, sabrı ve kararlılığı karşısında hangi zorlukların aşılabileceğini gösterir.
Bir annenin evladına duyduğu sevgi, bir babanın ailesi için taşıdığı sorumluluk, bir insanın inandığı değerler uğruna gösterdiği fedakârlık… Kerbela’nın içinde bütün bunların izleri vardır.
Bugün bizlere düşen görev; Kerbela’yı sadece bir hüzün günü olarak değil, bir ahlak ve insanlık dersi olarak görmektir.
Çünkü Kerbela’nın mesajı şudur:
Güçlü olmak her zaman kazanmak değildir. Bazen haklı kalabilmek en büyük zaferdir.
İnsan ölür, ama uğruna mücadele ettiği değerler yaşamaya devam eder.
Muharrem’in hüznünü yüreğimizde hissederken, Aşure’nin bereketini sofralarımıza taşırken; kin değil kardeşlik, ayrılık değil birlik, nefret değil sevgi büyütmeliyiz.
Çünkü Kerbela’nın en büyük çağrısı şudur:
İnsan olun, adaletli olun, merhametli olun… Çünkü tarih, zalimleri değil; hak uğruna direnenleri hatırlar ve hatırlatır.








