Bazı isimler vardır ki, sadece yaşadıkları dönemin değil, asırlar ötesinin vicdanında yankı bulur. Ömer Fahrettin Paşa da onlardan biridir. O, Medine’nin kumları arasında bir asker değil, bir iman nöbetçisiydi. Bir elinde kılıç, diğerinde Kur’an; bir yanıyla komutan, bir yanıyla ümmetin onuruydu.
Medine Müdafaası denildiğinde gözlerimizin önüne sadece bir şehir düşmez; vefanın, sadakatin ve teslimiyetin abideleşmiş hâli gelir. Çekirge Genelgesi’nin emriyle, Osmanlı ordularına Medine’nin boşaltılması emredildiğinde, Paşa’nın cevabı bir komutan emrinden ziyade, bir gönül çığlığıydı:
“Medine’yi bırakmak, Peygamberimizi yalnız bırakmaktır.”
Bu söz, tarihin en asil reddiyelerinden biridir. Çünkü o, emirle değil imanla hareket eden bir askerin yüreğinden çıkmıştır.
Ve o emanetin hatırına, Türk askeri 2 yıl 7 ay boyunca çölün ortasında, açlıkla, mermiyle, susuzluğa, hastalığa rağmen bir avuç askeriyle birlikte son mermisine, son lokmasına kadar dayanmıştır. Çekirge Genelgesi onun için bir emir değil, bir imtihandı. Ve o, bu imtihanı şerefiyle vermiştir.
Bugün ölüm yıldönümünde Fahrettin Paşa’yı anarken, sadece bir askerî kahramanı değil; bir dava adamını, bir sadakat timsalini hatırlıyoruz. Çünkü onun direnişi sadece düşmana karşı değil, umutsuzluğa karşıydı. O, Medine’yi savunurken aslında kalplerimizi savundu. Bizlere, vefanın da bir cephe olduğunu öğretti.
Zamanın tozu her şeyi örtebilir, ama imanla yazılmış destanlar asla silinmez.
Fahrettin Paşa’nın Medine’de yaktığı o sönmeyen nöbet ışığı, bugün hâlâ ümmetin vicdanında yanmaya devam ediyor.
Ruhu şad, makamı cennet olsun.
Vefa, onunla bir kez daha anlam buldu.







