Yangınlar, Kuraklık ve Sessizlik
Her geçen gün ülkenin siyasi gündemi biraz daha sertleşiyor. Her gün yeni bir tartışma, yeni bir gerilim… Meclis’ten sokaklara, sosyal medyadan kahvehanelere kadar her yer adeta bir savaş alanı gibi. Herkes bir diğerini suçlarken, kimse asıl yananı görmüyor.
Evet, siyaset ısınıyor ama ormanlarımız yanıyor.
Kürsülerde sözler ateş gibi saçılırken, dağlarımızda gerçek ateşler kol geziyor.
Ekranlarda kavgalar sürerken, doğamız sessizce yok oluyor.
İzmir'de Çeşme, Ödemiş ve Buca'da orman yangınları: Biri orman işçisi iki kişi hayatını kaybetti. Hatay, Muğla'da, Antalya'da, İzmir'de, Silivri'de, Manisa'da… Yanan sadece ağaçlar değil. Yanıp kül olan her ormanla birlikte; kuşların yuvası, sincapların evi, arıların çiçeği de yok oluyor. Geleceğimizin nefesi tükeniyor.
Barajlarımız kuruyor, derelerimiz susuyor.
Karaman'da Kurt Deresi Barajı kurudu. Yeşildere Barajı kuruyor balıklar susuzluktan ölüyor. Karaman’da, Konya’da, köylerde çeşmelerden su akmıyor artık. Kuyuların suyu çekildi. Ama bu kuraklık sadece toprakta değil. Bu kuraklık vicdanlarda da baş gösteriyor.
Kimse dönüp sormuyor: “Ne oluyor bu memlekete?”
Çünkü herkes kendi haklılığının peşinde. Çünkü herkes ‘diğerine’ öfke duyuyor. Oysa doğa, siyasi parti sormaz. Ne yangını çıkarırken “hangi görüştesin” der, ne de kuraklık baş gösterince “kime oy verdin” diye sorar.
İyi günlerde değiliz.
Ama kötü günler daha da kötü olmasın diye, artık birilerinin “durun!” demesi gerek.
Ormanlarımız için, suyumuz için, çocuklarımızın geleceği için.
Yanan sadece ormanlar değil, yok olan sadece su değil, eriyen bir memleket sevgisi var ortada.
Bu yazıyı bir çağrı olarak okuyun.
Birlik olmaya, sağduyuya, doğaya kulak vermeye…
Çünkü bazı yangınlar tüm insanlığın meselesidir.