İsmet Özel’in yıllar önce sorduğu soru bugün daha sert, daha yakıcı bir şekilde önümüzde duruyor: Bizi neden sahte kötülüklerle meşgul ediyorlar?
Sigaraya zam.
İçkiye zam.
Yasaklar, cezalar, kamusal alanlardan silme gayreti…
Sakın yanlış anlaşılmasın.
Kimse ne içkinin ne de sigaranın faydalı olduğunu söylemiyor zaten.
Kimse zararlı alışkanlıkları kutsamıyor.
Mesele, neyi merkeze aldığımız. Çünkü ülkemizde uyuşturucu kullanımı hızla yayılıyor. Hapçılık sıradanlaşıyor. Kullanım yaşı çocuklara kadar düşüyor. Ve bu tablo karşısında derin bir sessizlik hâkim.
Sorulması gereken soru artık ertelenemez: Eğer gerçekten “ahlâk” ve “toplum sağlığı” diyorsak, neden bu düzenin asıl kazananlarına dokunulmuyor? Neden uyuşturucu ağları, çeteleşme, mafyatik yapılanmalar konuşulmuyor? Neden bu çürümeyi besleyen kültürel iklim sorgulanmıyor?
Daha açık soralım: Silahı, suçu, zorbalığı, kolay parayı yücelten televizyon dizileri neden hâlâ dokunulmaz? Gençlere “güçlüysen haklısın” mesajı veren bu yapımlar neden ahlâk meselesi sayılmıyor? Eğer bir ülkede ahlâk mücadelesi yalnızca zayıf olanın üstünden yürütülüyorsa, orada mücadele değil gösteri vardır. Eğer yasaklar, güçlü çıkar odaklarına hiç uğramıyorsa, orada samimiyet değil seçicilik vardır.
Gerçek ahlâk mücadelesi şuradan başlar:
– Uyuşturucu ticaretinin finansal ve siyasal bağlantılarını ortaya çıkarmaktan, – Mafyayı romantize eden kültürel üretime “dur” demekten,
– Çocukları ve gençleri zehirleyen ekran dilini sorgulamaktan,
– Kolay alkış getiren yasaklar yerine zor ama gerekli yüzleşmeleri göze almaktan. Toplumu sigarayla, içkiyle, vitrin yasaklarıyla oyalayıp; asıl çürümeye göz yumanlar şunu bilmelidir: Bu suskunluğun bedelini çocuklar ödüyor. Bu görmezden gelmenin faturası geleceğe kesiliyor.
Artık tercih zamanı: Ya sahte kötülüklerle oyalanmaya devam edeceğiz, Ya da gerçekten ahlâklı bir toplum istiyorsak, güçlüye dokunmayı göze alacağız. Çünkü ahlâk, kolay hedeflere saldırmak değil; zor olanı savunabilme cesaretidir. Ve gerçek mücadele, tam da orada başlar.







