İçişleri bakan yardımcısı Bülent Turan geçtiğimiz günlerde teşkilatlara hitap ederken “kitabın ortasından” konuştu. Sözü dolandırmadı, imalı cümleler kurmadı. Açık ve net ifadeler kullandı:
“Adam İl Başkanı, kardeşi İl Müdürü olmaz!
Adam milletvekili, yeğeni bilmem ne temsilcisi olmaz!
Teşkilatı bozmayalım.
Bir adamın nefsi için Erdoğan’ı yormayalım!”
Salon alkışladı. Uzun süre alkışladı.
Peki ya zihinler alkışladı mı? İşte asıl soru burada.
Bu sözler bir kişiye değil, bir zihniyete uyarıdır. Çünkü mesele yalnızca bir görevlendirme meselesi değildir. Mesele, emeğin mi esas alınacağı yoksa akrabalığın mı referans sayılacağıdır.
Bugün siyasette en büyük risk, liderin adını kullanarak şahsî hesap görmek, “reisçi” görünerek kendi çevresini tahkim etmektir. Oysa Recep Tayyip Erdoğan’ın en çok vurguladığı başlıklardan biri liyakat, diğeri de millet iradesidir.
Bir lideri gerçekten desteklemek; onun adını kullanarak kadro dağıtmak değil, onun yükünü hafifletmektir.
Karaman özelinde de benzer uygulamaların zaman zaman konuşulduğunu, tartışıldığını hepimiz biliyoruz. Bu şehir küçük bir şehir. Herkes herkesi tanır. Bir atama yapılır, kamuya memur alınır, işçi alınır kim kimin yakınıdır hemen duyulur.
Sorun şu:
Bu tür tercihler yalnızca bir kişiye imkân sağlamakla kalmıyor; yüzlerce çalışanın motivasyonunu zedeliyor.
“Ben çalışsam da bir yere gelemem” duygusu, teşkilat ruhunu içeriden çürüten en tehlikeli virüstür.
Bir dönem yüzde ellilerden, altmışlardan konuşulan oy oranlarının bazı yerlerde yüzde yirmi dörtleri görmesi tesadüf müdür? Elbette değil. Seçmen kör değildir. Tepkisini bağırarak değil, sandıkta sessizce gösterir.
Bu düşüşün tamamını ekonomik sebeplere bağlamak kolaycılıktır. Teşkilat disiplini, adalet algısı ve liyakat meselesi de en az ekonomi kadar belirleyicidir.
Burada bir ayrımı net yapmak gerekir:
Eleştirdiğimiz liderlik değil; liderliği istismar eden anlayıştır.
Recep Tayyip Erdoğan’a en büyük zarar muhalefetten değil; onun adını kullanarak şahsî alan açmaya çalışanlardan gelir. Çünkü dışarıdaki eleştiri açıktır, bellidir. Ama içerideki yanlış, dava diliyle örtüldüğünde daha yıpratıcı olur.
Bülent Turan’ın sözleri aslında bir özeleştiri çağrısıdır.
“Teşkilatı bozmayalım” derken kastedilen; yalnızca bir yönetim listesi değildir. Bir ahlâkı koruma çağrısıdır bu.
Siyaset, akraba istihdam ofisi değildir.
Teşkilat, aile şirketi değildir.
Dava, şahsî kariyer basamağı değildir.
Karaman’da da Türkiye’nin diğer şehirlerinde de yapılması gereken çok ta basit ama zor değil aslında:
Liyakati esas almak.
Emek vereni öne çıkarmak.
Gençlerin önünü açmak.
Kırgınları dinlemek.
Çünkü sandık yalnızca oy pusulası değildir; vicdanın terazisidir.
Alkış güzeldir.
Ama esas olan, alkıştan sonra aynaya bakabilmektir.
Eğer gerçekten “Erdoğan’ı yormayalım” deniyorsa, bunun yolu onun adını kullanmak değil; onun yükünü hafifletmektir.
Ve unutmayalım:
İyiler kazanacaksa, önce adalet kazanmalıdır.






