Adalet Bakanlığına atanan Akın Gürlek'in TBMM'de yemin etmek üzere yapacağı konuşma öncesi Meclis Genel Kurulu karıştı. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yemini sırasında CHP’li vekiller kürsüyü işgal edince kavga çıktı.
Ancak yargıya dair eleştirilerin, siyasal rekabetin doğası gereği sertleşmesi ile devlet kurumlarının işleyişine fiilen müdahale edilmesi arasında önemli bir fark vardır.
Cumhurbaşkanı kararnamesinin ardından TBMM de yemin ederek göreve başlayan Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek’in açık biçimde hedef gösterildiği bir süreci hep birlikte yaşadık. Her ne olursa olsun yeni atanmış bir bakana bir hukukçuya yönelik kişiselleştirilmiş saldırılar doğru değildir. Eleştiri elbette yapılmalıdır; hatta demokrasinin gereğidir. Ancak eleştiri ile itibarsızlaştırma arasında ince ama önemli bir çizgi vardır.
TBMM Genel Kurulu’nda yaşanan son olaylar ise hepimizi düşündürmelidir. Bir siyasi partinin, özellikle de ana muhalefetin, Adalet Bakanı’na yönelik çekincelerini dile getirmesi en doğal hakkıdır. Söz alınır, konuşulur, itiraz edilir, hatta protesto edilir. Meclis bunun için vardır.
Fakat kürsü işgali ve fiziki gerilime yol açabilecek eylemler, demokratik zemini güçlendirmek yerine zayıflatır. Meclis, millet iradesinin tecelli ettiği yerdir. Orada yaşanan her görüntü, yalnızca partileri değil, devletin itibarını da etkiler. Farklı düşünceler olabilir; hatta sert karşıtlıklar da olabilir. Ancak yöntem, her zaman meşruiyet zemininde kalmalıdır.
Cumhurbaşkanı’nın takdiriyle atanmış bir bakanın yemin sürecinin fiilen engellenmeye çalışılması, siyasal itirazın ötesinde kurumsal bir krize dönüşme riski taşır. İtiraz kürsüden yapılır, tutanaklara geçer, milletin vicdanına sunulur. Ama fiziki müdahale, haklı eleştiriyi bile gölgede bırakır.
Yaşanan arbede sonucunda milletvekillerinin zarar görmesi ise hepimiz adına üzücüdür. Fikirlerin çarpışması doğaldır; bedenlerin çarpışması değil.
Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey daha fazla gerilim değil, daha güçlü kurumsal güven ve daha olgun bir siyaset dilidir. Yargı bağımsızlığı tartışmalarını gerçekten bitirmek istiyorsak, önce kurumlara olan saygıyı ortak payda haline getirmeliyiz. Meclis’in itibarı hepimizin ortak sorumluluğudur.
Muhalefet denetler, eleştirir, sorgular. İktidar yönetir, hesap verir. Ama hiç kimse, siyasal mücadele uğruna Meclis’i tartışmalı görüntülerin merkezine taşımamalıdır.
Unutmayalım: Demokrasi yalnızca sandıkla değil, usulle de yaşar. Usul kaybolduğunda, haklılık da zedelenir.
Bugün belki farklı saflardayız; fakat yarın hepimiz aynı devletin vatandaşları olarak bu kurumların ayakta kalmasına muhtacız.
Siyaset gelip geçer. Devlet kalır.
Devletin kalıcılığı ise kurumların itibarına gösterilen özenle mümkündür.







