Karamanlı hemşehrimiz Fatma Nur Çelik’in öğrencisi tarafından katledilmesi, başta eğitim camiası olmak üzere hepimizi derinden üzdü. Bu olay sadece bir adli vaka değil; vicdanları sarsan bir toplumsal alarmdır. Olay, toplumun hemen her kesimi tarafından kınandı. İktidar kanadından da açıklamalar yapıldı.
Bunlardan biri, Ak Parti grup başkan vekili sayın Özlem Zengin’in şu sorular etrafındaki değerlendirmesiydi:
“Bu kadar erken yaşta neden suç işleniyor? Anne-babanın ihmali var mı? Hukuki düzenleme gerekir mi? Ceza ehliyeti gözden geçirilmeli mi?”
Sorular kıymetlidir. Çünkü doğru sorular, doğru çözümlerin kapısını aralar.
Ancak her toplumsal sarsıntıdan sonra refleksimiz yine “yeni yasal düzenleme” oluyorsa, dönüp kendimize daha büyük bir soruyu sormamız gerekmez mi?
24 Yılın Ardından Hâlâ Aynı Refleks
Bugün Türkiye’yi 24 yıldır yöneten siyasi irade, Adalet ve Kalkınma Partisi’dir.
Bu kadar uzun süre ülkeyi yönetmiş bir siyasi kadronun, her toplumsal kırılmada “hukuki düzenleme yapmalıyız” demesi ister istemez şu soruyu doğuruyor:
Bunca yıl yapılan düzenlemeler neden kalıcı çözüm üretmedi?
Sorun gerçekten ceza ehliyeti mi?
Yoksa mesele daha derin, daha yapısal, daha kültürel mi?
Ceza Artırmak mı, Değer İnşa Etmek mi?
Son yıllarda ceza kanunlarında çok sayıda değişiklik yapıldı. Cezalar artırıldı, infaz sistemleri yeniden düzenlendi, yeni suç tipleri ihdas edildi.
Peki sonuç ne oldu?
Şiddet azaldı mı?
Gençlerin öfke seviyesi düştü mü?
Okullar daha güvenli hale geldi mi?
Bir öğrencinin öğretmenine karşı böylesine ağır bir suçu işleyebilmesi, yalnızca aile ihmaliyle açıklanabilir mi? Elbette aile temel unsurdur. Ancak çocuklar sadece anne-babadan değil; sistemden, medyadan, siyasetten ve toplumsal atmosferden de öğrenir.
“Güçlü Olan Haklıdır” Algısı
Toplum, yönetenlerin aynasıdır.
Eğer insanlar;
– Güçlü olanın her durumda kazandığını,
– İlişkisi olanın cezasız kaldığını,
– Eleştirenin bedel ödediğini,
– Sadakatin liyakatin önüne geçtiğini görüyorsa,
gençlerin zihin dünyasında adalet terazisi şaşar.
Adalet duygusu zedelenmiş bir toplumda, yalnızca ceza artırarak düzen kuramazsınız. Çünkü yasa korku üretir; adalet ise güven üretir.
Hukuki Düzenleme Yetmez
Elbette hukuki boşluk varsa giderilsin.
Elbette çocukların suça sürüklenmesini önleyecek mekanizmalar güçlendirilsin.
Elbette aile sorumluluğu tartışılsın.
Ama mesele sadece ceza ehliyeti değildir.
Asıl mesele;
– Eğitimde değerler inşası,
– Okullarda rehberlik ve psikolojik destek sistemlerinin güçlendirilmesi,
– Ailelere yönelik sosyal destek politikalarının geliştirilmesi,
– Medyada şiddetin normalleştirilmemesi,
– Siyasette dilin yumuşatılmasıdır.
Çünkü siyaset sertleştiğinde toplum da sertleşir.
Dil zehirlenirse, davranış da zehirlenir.
Güven Meselesi
Toplumun devlete güvenebilmesi için adaletin herkese eşit uygulanması gerekir.
Adaletin tartışmalı olduğu bir yerde, ceza artırımı sadece sorunu erteler.
Bugün asıl sormamız gereken sorular şunlardır:
Gençler neden bu kadar öfkeli?
Neden bu kadar tahammülsüz?
Neden bu kadar umutsuz?
Bu soruların cevabı yalnızca mahkeme salonlarında değil; ülkenin genel iklimindedir.
Acıyı siyasete malzeme yapmak doğru değildir.
Ancak her acıdan sonra aynı reçeteyi yazmak da çözüm değildir.
Yasa yapmak kolaydır.
Zor olan, adalet duygusunu yeniden inşa etmektir.
Toplum, sadece cezaların arttığı bir ülkeye değil; adaletin herkese eşit işlediği bir ülkeye güven duyar.
Asıl düzenleme kanunda değil, zihniyette yapılmalıdır.







