Bir bebek dünyaya gözlerini açtığında, ilk yaptığı şey ağlamaktır. Kimi zaman bu ağlayış bir odayı doldurur, kimi zaman bir annenin yüreğine dokunur. Ama aslında o ağlayış; sadece bir ses değil, hayatın başladığını haykıran en güçlü işarettir.
Anne karnında geçen dokuz ay boyunca bebek, sıcak ve korunaklı bir dünyada yaşar. Nefes almak zorunda değildir, çünkü ihtiyacı olan her şey annesi tarafından karşılanır. Ancak doğumla birlikte o güvenli dünya sona erer ve bebek, bambaşka bir hayata adım atar. İşte tam o anda, o küçük bedenin yapması gereken en önemli şey nefes almaktır.
Ve o ilk nefes…
İşte o nefes, ağlayışla birlikte gelir.
Alimler ne güzel söylemiş: Eğer bir çocuk doğar doğmaz ağlayamasaydı, ağzı ve burnu açılmazdı. Ağzı burnu açılmasa, ciğerlerine hava, oksijen gitmezdi. Ve o minicik beden, hayata tutunamadan anında ölürdü. Demek ki o ağlayış, boşuna değildir. O ağlayış, bir hayatın kurtuluşudur.
Bazen bizler ağlamayı zayıflık sanırız. Oysa insan, daha dünyaya geldiği ilk anda ağlayarak hayata tutunur. Bir bebek için ağlamak; yaşamak demektir, var olmak demektir, nefes almak demektir.
O yüzden bir bebeğin ağlayışını duyduğunuzda, sadece bir ses işitmeyin. Orada bir mucize vardır. Orada hayatın başladığı an vardır. Orada, Rabb’in verdiği canın ilk işareti vardır.
Belki de bu yüzden, insan hayatı boyunca ne zaman dara düşse, ne zaman içi dolsa, gözyaşlarına sarılır. Çünkü insan, en başta ağlayarak hayata “merhaba” demiştir.
Unutmayalım…
Bir bebeğin ilk çığlığı, sadece bir ağlayış değil; hayatın kapısını açan en kıymetli anahtardır.







