Bir devleti güçlü yapan sadece kanunları değildir. Asıl güç, o kanunları adaletle uygulayan insanların varlığıdır. Bu yüzden hukuk eğitiminin en önemli hedefi, yalnızca kanun maddelerini ezberleten değil; doğruyu, dürüstlüğü ve adaleti hayatının merkezine koyan hukukçular yetiştirmektir.
Kur'an-ı Kerim'de Hûd Suresi'nin 112. ayetinde geçen "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol." emri, sadece dinî bir öğüt değil, aynı zamanda evrensel bir ahlak ilkesidir. Bu söz; doğruluktan ayrılmamayı, haksızlık karşısında eğilip bükülmemeyi ve her şartta adaletin yanında durmayı ifade eder.
Hâkim, savcı ve avukat; bir gün insanların malı, canı, hürriyeti ve geleceği hakkında karar verecektir. Böyle büyük bir sorumluluğu taşıyan kişinin en önemli sermayesi bilgisi kadar vicdanı ve dürüstlüğüdür. Çünkü adalet, doğruluk olmadan ayakta kalamaz.
Bir hukukçu, makamdan, menfaatten, baskıdan veya korkudan etkilenmeden hakkın yanında durabilmelidir. Kanun önünde herkes eşittir. Kim olursa olsun, haklı olanın hakkını vermek hukuk devletinin temelidir.
Bu nedenle "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol." sözü, hukuk fakültelerinde öğrenim gören gençler için güçlü bir hatırlatma niteliği taşımaktadır. Bu ifade; doğruluk, tarafsızlık, vicdan ve meslek ahlakının kısa ama anlamlı bir özetidir.
Toplumun adalete güven duyması, adalet saraylarının büyüklüğüyle değil; içinde görev yapan hukukçuların doğruluğuyla mümkündür. Hukuk fakültelerinden mezun olan her genç, eline sadece bir diploma değil, aynı zamanda büyük bir vicdan ve sorumluluk emanetini de alır.
Çünkü gerçek hukukçu; yalnızca kanunu bilen değil, doğruluktan ayrılmayan, hakkı gözeten ve adalet uğruna gerektiğinde bedel ödemeyi göze alabilen insandır. İşte güçlü devletin, huzurlu toplumun ve güvenilir adalet sisteminin temeli de böyle hukukçuların yetişmesiyle mümkün olacaktır.







