Kamu kurumlarının girişinde, toplantı salonlarında, internet sitelerinde süslü kavramlar göz alıyor: “şeffaflık”, “etik”, “hesap verebilirlik”…
Her şey olması gerektiği gibi görünüyor.
Ama o tabelalardan içeri adım attığınızda, çoğu zaman sizi bambaşka bir gerçeklik karşılıyor: Sis.
Birine soruyorsunuz:
“Bu kişi bu göreve nasıl atandı?”
Cevap kısa ve net:
“KVKK gereği açıklayamayız.”
Bir ihale neden hep aynı firmaya gidiyor?
Bir proje neden sorgulanmadan onaylanıyor?
Yanıt değişmiyor:
“Kişisel veri, paylaşamayız.”
Bugün neredeyse her sorunun arkasına saklanan tek bir cümle var:
6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu.
Oysa bu kanunun amacı açık: bireyin özel hayatını korumak.
Hiç kimse bir kamu görevlisinin sağlık bilgisini, banka hesabını ya da özel yaşamını talep etmiyor. Sorulan soru çok daha basit, çok daha meşru:
“Kamusal bir göreve getirilen kişi, bu göreve hangi kriterlerle seçildi?”
Çünkü o görev kamunun.
O maaş, vatandaşın vergilerinden ödeniyor.
O yetki, toplum adına kullanılıyor.
Dolayısıyla bu süreçlerin denetlenmesi de toplumun hakkı.
Ancak bugün tablo tersine dönmüş durumda.
Şeffaf olması gereken alanlar karartılıyor, denetlenmesi gereken süreçler gizleniyor.
Atamalar açıklanmıyor.
Sınavsız görevlendirmeler tartışma konusu oluyor.
İhaleler aynı isimler etrafında dönüp duruyor.
Ve tüm bunlar sorgulandığında karşımıza çıkan şey değişmiyor:
Bir kanunun arkasına çekilmiş kalın bir perde.
Oysa gerçek çok net:
Kişisel veriyi korumak başka şeydir,
kamusal işlemleri gizlemek bambaşka.
Bu ikisini birbirine karıştırmak yalnızca hukuki bir hata değil; aynı zamanda ciddi bir yönetim anlayışı problemidir.
Çünkü şeffaflık bir tercih değil, zorunluluktur.
Eğer bir ülkede vatandaş, kamu adına yapılan işleri öğrenemiyorsa,
sorduğu sorular cevapsız kalıyorsa,
denetim mekanizmaları işlemiyorsa…
Orada sorun şeffaflık değildir.
Sorun, gizliliğin kötüye kullanılmasıdır.
KVKK bir kalkan değildir.
Olmamalıdır.
Aksine, adaletin yanında duran bir güvence olmak zorundadır.
Bugün ihtiyaç duyulan şey aslında çok basit:
Tabelalarda yazanların hayata geçmesi.
Atamaların açıkça duyurulduğu,
ihalelerin gerekçeleriyle paylaşıldığı,
kararların denetlenebilir olduğu bir düzen.
Çünkü bu ülkenin vatandaşları olarak bizler,
neyin nasıl yapıldığını bilmek istiyoruz.
Ve bu bir talep değil, bir haktır.
Unutulmamalıdır ki, Hz. Ali’ye atfedilen o söz bugün de geçerliliğini koruyor:
“Devletin dini adalettir.”







