Fatma Betül Sayan Kaya ve eşiyle ilgili borsa işlemlerine ilişkin ciddi iddialar gündemde. İddialara göre yatırılan yaklaşık 163 milyon lira, birkaç ay içinde 2 milyar liranın üzerine çıkarıldı. Bu rakamlar kamuoyunda doğal olarak ciddi soru işaretleri oluşturuyor.
Ama bir soru daha sormak gerekiyor:
Bu işte sadece Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi mi var?
Ortada gerçekten hukuka aykırı bir işlem, içeriden bilgi kullanımı veya başka bir usulsüzlük varsa elbette araştırılmalı ve sorumlular hukuk önünde hesap vermelidir.
Fakat henüz soruşturmanın sonucunu bilmeden, sadece ortaya atılan iddialar üzerinden insanları peşinen suçlu ilan etmek de doğru değil.
Çünkü yüksek kazanç tek başına suçun kanıtı değildir.
Böyle bir kazancın nasıl gerçekleştiği, hangi bilgiye dayanıldığı, işlemlerin zamanlaması, paranın kaynağı ve piyasadaki diğer işlemlerle bağlantısı incelenmelidir.
Gerçek ortaya ancak böyle çıkar.
Vatandaşın asıl merak ettiği ise şu:
Sadece bir kişinin hesabına mı bakılacak?
Yoksa aynı dönemde benzer şekilde olağanüstü kazanç sağlayan herkesin işlemleri de incelenecek mi?
Çünkü geçmişte her iktidar döneminde olduğu gibi AK Parti iktidarı döneminde de yanlış yapan, görevini kötüye kullanan veya hakkında ciddi iddialar bulunan insanlar çıkmıştır.
Bunların içinde partiden ihraç edilenler, görevden alınanlar, yargılananlar ve hapse girenler de olmuştur.
Yani mesele bir partiye mensup olmak değil.
Mesele, yanlış yapan kim olursa olsun hukukun işletilmesidir.
Vatandaşın itirazı başka bir noktaya.
Bir tarafta kendi mahallesinden çıkan yanlışlara karşı il il gezip, kendi adamlarının yanlışlarını, yolsuzluklarını savunanların, diğer tarafta başka bir siyasi çevreden çıkan benzer iddialarda daha soruşturma başlamadan hüküm verilmesi doğru değil.
Daha da önemlisi, siyasi aidiyetin hukukun önüne geçmemesi gerekir.
Kimse için “O bizimkidir, ne yaparsa yapsın” anlayışı olmamalı.
Kimse için de “O karşı taraftandır, ne olursa olsun suçludur” anlayışı olmamalı.
Hukuk, taraftarlık kabul etmez.
Bir insan suçsuzsa aklanmalıdır.
Suçu sabit olursa, makamına ve siyasi kimliğine bakılmadan hesabını vermelidir.
Asıl fark burada ortaya çıkar.
Bizim meselemiz birilerini korumak veya birilerini linç etmek değil.
Gerçeğin ortaya çıkmasını istemektir.
Çünkü adalet sadece sevdiğimiz insanlar için adalet değildir.
Adalet, sevmediğimiz insan için de adalettir.
Ve eğer gerçekten “bizimkiler” ile “onlarınkiler” diye iki ayrı hukuk anlayışımız varsa, hepimizin kaybettiği yer tam da burasıdır.
O yüzden biraz sakin olalım.
İddialar araştırılsın.
Hesaplar incelensin.
Para hareketleri ortaya konulsun.
İşlemlerin hukuka uygun olup olmadığı tespit edilsin.
Sonra konuşalım.
Çünkü bazen en büyük adaletsizlik, suçluyu korumak değil;
suçu henüz ispatlanmamış bir insanı peşinen suçlu ilan etmektir.
Hukukun terazisi kişiye göre eğilmesin.
Çünkü gerçek ortaya çıktığında hepimizin söyleyecek sözü kalmalı.
Ve iyi ki aritmetik bize bağlı değil.
Birileri rakamları istediği gibi yorumlayabilir.
Ama gerçek hesabı, eninde sonunda rakamlar verir.






