Medine sokaklarında heyecanla beklenen o gün… Her yaştan insanın, evlerin damlarına kadar çıkıp gözlerini ufka diktiği o an… Ve gönüllerden taşan o ilahi: “Taleal bedru aleyna…” Çünkü gelen, karanlığı dağıtan ışığın kendisiydi.
Bu ilahinin anlamı da ağırlığı da İslam tarihinde bambaşkadır. Bir milletin, bir şehrin, bir ümmetin şükranını, sevgisini ve bağlılığını ifade eden sözlerdir bunlar. Hz. Peygamber (asm) Medine’ye girerken, birilerini karşılamak için bestelenmiş bir müzik değil; bir omuz alış, bir teslimiyet ve gönülden bir kabulün ifadesidir.
Geçtiğimiz günlerde Türkiye’de yaşanan bir karşılamada bu ilahinin yeniden gündeme gelmesi toplumda büyük bir tartışma doğurdu.
Papa 14. Leo, Külliyede, yani Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde "Talael Bedru Aleyna -Ay Doğdu Üzerimize-" ilahisi ile karşılanması.. (Bayan) Solistlerin kıyafetleri de Papa'nın kostümüyle neredeyse birebir aynı olması, kimi vatandaşların gönlünde kırgınlık, kiminde öfke, kiminde de şaşkınlığa neden oldu. Tepkilerin çığ gibi büyüdüğünü görüyoruz.
Peki mesele nedir?
Aslında tartışma, hangi ilahinin kime okunduğundan çok daha derinlerde. Toplum, sembollerin anlamını önemsiyor. İnancın, değerlerin, kutsal hatıraların politik jestlere kurban edilmesini istemiyor. Hele ki bu ilahi, Müslüman toplumun en hassas sembollerinden biriyken…
Burada kimseye öfkeyle bağırmaya gerek yok.
Ama bir gerçeği de söylemekten kaçamayız:
Semboller bir milletin hafızasıdır.
Ve hafıza, yanlış yerde kullanıldığında incinir.
Diplomasi elbette ki medeniyet işidir, misafir ağırlamak da gelenektir. Türkiye, yüz yıllardır farklı inançlardan insanlara kapısını açmış bir ülkedir. Papa da bu topraklarda her zaman misafir kabul edilmiştir. Buna kimsenin itirazı yok.
İtiraz edilen şey…
Bir misafir karşılamak ile bir peygamberi karşılamak arasındaki farkın gözden kaçmasıdır.
Toplumun itirazını anlamak zor değil. Çünkü mesele “Papa geldi-gitti” meselesi değil; mesele, bir ilahinin anlamının yerinden oynatılmasıdır. İster istemez insanlar, “Bu kadar mı hafife alınıyor değerlerimiz?” diye sorma ihtiyacı duyuyor.
Bu soruyu sormak da kimseyi “ötekileştirmez”, aksine toplumun kalbinde biriken hassasiyetin göstergesidir.
Bugün ihtiyacımız olan şey, öfke değil; ölçü.
Zira ölçü bozulduğunda, tartışmaların dili de kalplerin iklimi de sertleşir.
Her olumsuzluğu cumhurbaşkanımıza yüklemek doğru değil, ancak bu karşılama programını organize eden devlet erkânı sınırlı ve kontrollü bir adımla, toplumun hassasiyetini anlamalı;
Toplum da meseleyi bir kavga sebebi değil, bir uyarı vesilesi olarak görmeli.
Ne düşmanlık üretelim, ne de hafızamızı hafife aldıralım.
Sonuçta…
Bir milleti millet yapan, kendi değerlerini koruyarak dünyaya açılabilmesidir.
Kendine saygısı olanın, diplomasisi de güçlü olur.
Belki bu vesileyle hepimiz biraz durur, düşünürüz:
Hangi söz nerede söylenmeli?
Hangi sembol neyi temsil eder?
Ve en önemlisi…
Biz kime “Ay doğdu üzerimize” deriz?
Sorular ağır ama cevapları bir o kadar berrak.
İnşAllah Papa Müslüman olur...da tartışmalara son noktayı koyar...
Yeter ki birbirimizi kırmadan konuşmayı başaralım







