Son günlerde yaşanan gelişmeler, sorunun artık sadece ekonomiyle sınırlı olmadığını gösteriyor. İnsanlar, “Bir daha sandık önümüze gelir mi?” diye endişe ediyor. Bu kaygının dillendirilmesi bile ülkemiz adına başlı başına üzücü bir durumdur.
CHP İstanbul İl Kongresi’nin iptaliyle birlikte mesele, bir partinin iç tartışmasının ötesine geçti. Artık tüm siyasi partilerin, parti içi demokrasiyi, adaleti ve seçim süreçlerinin sağlığını yeniden düşünmesi zorunlu hale geldi. Çünkü sorun yalnızca bir kongreye kayyum atanması değildir; asıl mesele siyasetin meşruiyet zemininde meydana gelen çatırdamadır.
Zarflarla, hediyelerle kazanılan kongrelerden ne bu ülkeye ne de seçmenlere fayda gelir. Kazanan demokrasi olmaz; kazanan, çıkar ağları ve mafyatik ilişkiler olur. Zorbalıklarla, pazarlıklarla, torpillerle yapılan siyaset çürür. Milletvekili, belediye başkanı ya da il başkanı, ilçe başkanı, belde başkanı adayları; tepeden inme icazetle değil, partinin tüm üyelerinin oyuyla belirlenmelidir. Görünen o ki, muhtarlık seçimindeki demokrasi bile yok partilerde... Birde milletin önüne umut olarak çıkıyorlar asıl üzücü olan da bu...
Unutmayalım: Adalet olmadan kalkınma olmaz, kalkınma olmadan refah ve huzur olmaz. Oy karşılığında eşini, çocuğunu ya da akrabasını devletin kurumlarına veya belediyelere yerleştiren bir delege mantığı; ne ahlakla bağdaşır, ne de demokrasiyle. Siyasi partilerden sendikalara kadar her yapıya bir neşter vurmanın zamanı gelmiştir.
Ön seçim olmadan demokrasi olmaz; temiz siyaset olmadan da adalet olmaz. Demokrasi, yargıyı hedef alarak değil; hukuku, kuralları ve sandığı güçlendirerek yaşatılır.
Bugün siyaset kurumunun önünde iki yol vardır: Ya bu çürümüş düzenin parçası olacak, ya da milletin özlemini duyduğu adil ve şeffaf bir düzenin önünü açacak. Uyarımız nettir: Demokrasiye kasteden her yol, çıkmaz sokaktır. Ama umudumuz da güçlüdür: Türkiye, temiz siyasetle, adil kurallarla ve güçlü bir sandıkla yeniden ayağa kalkacak kudrete sahiptir.







