Türkiye, son yıllarda hukukun üstünlüğü, demokrasi ve yargı bağımsızlığı konularında büyük sınavlardan geçiyor.
Bunun sebebi basit: Türkiye’de cumhuriyet kurulduğundan bugüne kadar uzun zamandır birikmiş bir hukuk güvensizliği var. İstiklal Mahkeleri ile başlayan bu süreç, Devlet Güvenlik Mahkemeleri ve sıkı yönetim mahkemeleri ile devam etti. Bu güvensizlik, bir soruşturma ya da bir mahkeme kararıyla değil, yıllar içinde alınan siyasi ve hukuki kararlarla oluştu. Dolayısıyla bu son gelişmeler, sadece bir olayın değil, geçmişte yaşanan birçok hukuki tartışmanın da doğal bir sonucu olarak görüldü.
Ekonomik Yankıları
Bir belediye başkanının tutuklanması ile sanki hukuk katledildi. Belediye başkanı tutuklanamaz mı? Suçu varsa şüpe varsa, delil varsa elbette tutuklanır. Bu olayı fırsat bilenler, ekonomimizi yerle bir etmek için seferber oldular. Piyasalar, anında tepki verdi. Dolar 40 liraya fırladı, borsa tarihi bir düşüş yaşadı, Merkez Bankası acil toplantılar yapmak zorunda kaldı. Türkiye’nin risk primi yükseldi, faizler tekrar yukarı yönlü hareket etmeye başladı. Ülke ekonomisi zaten kırılgan bir dönemden geçerken, yargının siyasallaşması ve hukuki güvensizlik ortamı, bu kırılganlığı daha da derinleştirdi.
Bu tabloyu öngörmek zor değildi. Çünkü küresel ekonomi, hukukun üstünlüğüne ve şeffaflığa büyük önem veriyor. Sermaye, önünü göremediği bir ülkeye gelmez. Yerli yatırımcılar bile belirsizlikten kaçarken, yabancı yatırımcı neden risk alsın?
Yargı Bağımsızlığı Neden Bu Kadar Önemli?
Bugün Türkiye’de birçok hukukçu, ekonomist ve siyaset bilimci aynı noktaya dikkat çekiyor: Hukukun üstünlüğü olmadan istikrarlı bir ekonomi, güven veren bir demokrasi mümkün değil.
Peki, yargı bağımsız mı? Eğer bağımsız olsaydı, “turpun büyüğü” söylemleriyle operasyonların sinyali verilir miydi? Eğer yargı tarafsız olsaydı, iktidarın hoşuna gitmeyen kararları veren hakimler sürgün edilir miydi? Eğer hukuk adil işleseydi, gazeteciler haber takibi yaptıkları için gözaltına alınır mıydı?
Demokrasilerde yargı, yürütme ve yasamanın dengeleyici unsuru olmalıdır. Ancak Türkiye’de yargı, uzun zamandır siyasetin bir parçası haline geldi. Hakimler ve Savcılar Kurulu'nun yapısı, mahkemelerin aldığı kararlar, siyasi baskılar ve keyfi uygulamalar, yargıya olan güveni sarsıyor.
Çözüm Ne Olmalı?
Türkiye’nin içine sıkıştığı bu döngüden çıkabilmesi için atması gereken adımlar belli:
Yargının bağımsızlığı sağlanmalı. Hakimler ve savcılar, siyasi baskılardan uzak karar verebilmeli.
Liyakat esas alınmalı. Atamalarda ve terfilerde siyasi sadakat değil, uzmanlık ve bilgisi öne çıkmalı.
Hukukun üstünlüğü tesis edilmeli. Kanunlar kişilere, dönemlere veya siyasi çıkarlara göre değil, evrensel hukuk ilkelerine göre uygulanmalı.
Türkiye’nin orta gelir tuzağından çıkamaması, ekonomisinin bir türlü istikrar kazanamaması, yatırımcının kaçması, enflasyonun düşmemesi, faizlerin sürekli bir müdahale aracı haline gelmesi… Bütün bunlar hukuk devleti ilkesinin zayıflamasıyla doğrudan bağlantılı. Hukukun üstünlüğü olmadan ne demokrasi olur ne de güçlü bir ekonomi.
Bunu unutmayalım. Hukukun Üstünlüğü Olmadan Olmaz






