Son günlerde gündem, sahte diplomalar ve çoklu diplomalarla çalkalanıyor. Aslında bu mesele sadece birkaç kişinin hilesi değil; devletin güvenlik mekanizmalarındaki zaafın, yükseköğretim sisteminin erozyona uğramasının ve toplumun değerlerindeki aşınmanın ortak bir fotoğrafıdır.
Sahte diplomalar devlet için ciddi bir güvenlik zafiyetidir. Çünkü diploma, sadece bir kâğıt parçası değil, kamusal görevlerin ve yetkinliklerin anahtarıdır. Sahte diplomayla işe giren bir doktor, bir mühendis, bir öğretmen… Bu sadece bir idari sorun değil, doğrudan halkın can güvenliğini tehdit eden bir durumdur. Devletin bu konuda “yanlışlık olmuş” diyerek geçiştirmesi, felaketi davetiyeye çevirmekten başka bir şey değildir.
Çoklu diplomalar ise ayrı bir yara… Bir kişinin aynı anda birkaç farklı üniversiteden, üstelik kısa sürelerde mezun olması artık şaşırtıcı olmaktan çıktı. Bu durum, üniversitelerin “mezun verme”yi, “nitelikli insan yetiştirme”nin önüne koyduğunu gösteriyor. İçi boşalmış bir öğretim sistemi, kâğıt üzerinde diplomalı ama sahada yetersiz bir kuşağı büyütüyor. Daha da kötüsü, bu durum toplumsal bir çözülmeye işaret ediyor: Bilgiye, liyakate ve emeğe olan inanç yavaş yavaş kayboluyor.
Sorun sadece üniversitelerle sınırlı değil. Geçmiş yıllarda yaşanan soruların çalınması skandalları hâlâ hafızalarda. Çalınan sorularla kazanılan makamlar, sahte diplomalarla alınan unvanlar, çoklu diplomalarla şişirilen özgeçmişler… Hepsi tek bir noktada birleşiyor: Hak edenin değil, en hızlı kurnazlık yapanın kazandığı bir düzen.
Üniversiteler, bir milletin zihinsel üretim merkezleridir. Oralar, bilim ahlakının, özgür düşüncenin ve emeğin kutsallığının öğretildiği mekânlar olmak zorundadır. Ancak eğer üniversiteler sadece “diploma fabrikası”na dönüşürse, toplumun geleceğini kâğıt parçalarına emanet etmiş oluruz.
Artık şu gerçeği görmek zorundayız: Liyakatsizlik, sadece devlet kademelerinde değil; eğitimden sağlığa, mühendislikten hukuka kadar tüm yaşam alanlarımızı çürütüyor. Çürüme ne kadar yukarıdan başlarsa, etkisi o kadar hızlı ve derin olur.
Bu ülkenin en değerli sermayesi, diploması sahici, bilgisi sağlam, ahlakı güçlü insanlarıdır. Onları yetiştirecek üniversitelerimizi yeniden ayağa kaldırmazsak, yarının başlığı çoktan belli: “Sahte Bilgiyle Gerçek Felaket.”







