Güç, liyakati değil; menfaati yakınında tutmaya başladığında çürümeye başlar. Ve bu çürüme, sessizce yayılır… En önce de ilkeleri olanları rahatsız eder.
Zaman değişir, makamlar el değiştirir, güç odakları yer değiştirir. Ama bazı insanlar vardır ki ne rüzgâra göre yön değiştirir ne de şartlara göre karakter. İyi ki hâlâ, konumu, unvanı, imkânı ne olursa olsun, heyecanını diri tutan; ideallerinden sapmayan; ilkelerine sadık kalan; beytülmale ve kamu malına zerre taviz vermeyen insanlar var bu ülkede.
Onlar yük taşınacaksa en önde yürüyen, ödül dağıtılacaksa en arkada kalan insanlardır. Şöhretin değil, sorumluluğun peşindedirler. Fotoğraflarda görünmeseler de, her sağlam işin, her temiz icraatın ardında onların izi vardır. Bu ülke, işte o görünmeyen kahramanların omuzlarında yükselmiş ve hâlâ onların direnciyle ayakta durmaktadır.
Ne yazık ki her dönemde, bu insanlara çelme takmayı marifet sayan bir başka güruh da eksik olmamıştır. Yalanla, dolanla, talanla ve torpille hep en önde görünen bu kişiler; geldikleri makama göre şekil alır, güce göre eğilirler. Onların işi değerle değil, çıkarladır. Kimle yürüyeceği değil, kimin sayesinde yükselebileceği önemlidir.
Tarih bize bir uyarıyı tekrar tekrar yapar:
Bin yıl önce Ebu Müslim Horasanî’ye “Emevîler neden yıkıldı?” diye sorduklarında, verdiği cevap hâlâ günceldir:
“Dostlarını, dostluklarından emin oldukları için uzak tuttular. Düşmanların dostluğunu kazanmak içinse yakın tuttular. Uzaklaştırılan dost, dost kalmadı; yaklaştırılan düşmansa asla dost olmadı.”
Bugün de aynı hata tekrar edilmekte. İlkeli insanlar, ne yazık ki çoğu zaman “engel” olarak görülmekte. Çünkü talana göz yummuyorlar, torpile kapı aralamıyorlar. Usulsüzlüklerin önünde bir set, kamu vicdanının sesi oluyorlar. Bu yüzden “uyumsuz” diye etiketleniyor, yukarılara şikâyet ediliyorlar. Ne için? Dürüst oldukları için. Eğilmedikleri için. İlkesizliğe boyun eğmedikleri için.
Oysa tarih açıkça gösterdi: Gerçek tehdit omurgalılar değil, ilkesizlerdir. Çünkü ilkeler, menfaatin karşısında her zaman diken gibi durur. Ama unutulmamalı: Gün gelir, rüzgâr diner, toz kalkar... Geriye sadece iz bırakanlar kalır.
Ve o iz, bugün her şeye rağmen eğilmeyenlerin izidir.







