Ülkeye bakın...
Sahte diploma ile devletin en kritik kurumlarına sızanlar artık sadece kamuoyunun değil, adaletin de gündeminde. İddialara göre sağlık müdürlüğü yapan da çıktı, vali yardımcılığına uzananlar da… Üstelik yıllardır koltuklarında oturmuşlar. Denetim yok, liyakat yok, vicdan zaten hiç olmamış! Kimbilir Karaman'da sahte diplomalı kaç kişi var. Kurumlar tekrar kendini check etmeli!
Sahte ehliyetle yollara çıkanlar onlarca insanın canına mal olurken, sahte doktorlar hastanelerde hayatları karartıyor. Sahte mühendisin yaptığı inşaat bir depremde mezara dönüşüyor. Yine de kimse utanmıyor.
Daha geçen gün, bir sahte içki vakasında üç genç zehirlenip hayatını kaybetti. Gıda denetimi denilen şey kâğıt üstünde kaldığı için raflarda sahte bal, sahte et, sahte peynir var. Millet, ne yediğinden emin olamıyor. Piyasada sahte para bile var ama gerçek değer taşıyan bir “dürüstlük” bulunmuyor.
Sahte Atatürkçüler Atatürk’ün adını kullanıp onun ideallerini ezip geçiyor. Sahte milliyetçiler sınırların delik deşik edilmesine ses çıkarmıyor ama sosyal medyada nutuk atmaktan geri durmuyor. Dindarlığı gösterişe, milliyetçiliği şova, vatan sevgisini siyasi çıkara dönüştürenler ortalıkta "biz vatanseveriz" diye dolaşıyor.
En utanç verici olanı mı? Devletin resmi kurumları eliyle, sahte ikametlerle, sahte belgelerle, vatandaş yapılmış binlerce yabancı artık bu ülkenin kaderinde söz sahibi. Parası olan her şeyi satın alabiliyor; tapu da, oy da, vatandaşlık da dahil.
Ve tüm bunlar olurken halk ya suskun, ya da sadece sosyal medyada öfkeli. Sokakta, adliyede, sandıkta ses yok. Tepki yok. Sahtekârlık normalleşiyor. Doğru olan "enayi" muamelesi görüyor.
Bu düzen böyle gitmez.
Sahtekârlık sadece ahlaki bir sorun değildir; aynı zamanda bir güvenlik meselesidir, bir beka meselesidir. Çünkü sahteyle yönetilen toplumların sonu, er ya da geç gerçek bir çöküştür.
Devletin itibarı, kurumların ciddiyeti, milletin geleceği bu sahte düzene kurban edilemez.
Gerçeği aramaktan vazgeçersek, sonunda yalanların içinde boğuluruz.







