Rahmetli Erbakan'ın Sağduyu Dersini Unutmayalım
Takvimler 16 Ocak 1998’i gösterdiğinde Anayasa Mahkemesi, Refah Partisi’ni kapatma kararı almıştı. Karar, siyasetin değil vesayetin dayattığı bir tabloydu. Merhum Necmettin Erbakan ve arkadaşları, o gün “memleket karışmasın” diyerek sağduyuyu tercih ettiler. Tepkiler elbette yüksekti ama Erbakan’ın tavrı, milletin huzurunu önceleyen bir siyasi olgunluk örneği olarak tarihe geçti.
Bugün ise farklı bir manzaranın içindeyiz. 2025 yılının Eylül ayında, CHP İstanbul İl Kongresi’nin mahkeme kararıyla iptal edilmesi ve yerine kayyum atanması, ardından yaşanan protestolar, parti binalarının işgali ve sokak hareketliliği; siyasetin geldiği noktayı gözler önüne seriyor.
Yargının siyasallaşması tartışmalarının yoğunlaştığı bir dönemde alınan bu karar, Türkiye’de siyaset–yargı ilişkisinin ne kadar kırılgan hale geldiğini de gösteriyor.
Tarihten Gelen Dersler
Yakın tarihimize bakınca tablo yabancı gelmiyor. Serbest Cumhuriyet Fırkası (1930), Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (1925) ve Demokrat Parti (1960) kısa süre içinde jet hızı ile kapatıldı. 12 Eylül 1980 darbesinde onlarca parti kapatıldı, siyasetçiler yasaklı ilan edildi. Refah Partisi’nin kapatılması (1998), HDP’ye açılan kapatma davası ve halen cezaevinde olan Selahattin Demirtaş, keza Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın cezaevinden yeni çıkmış olması… Bütün bunlar aynı zihniyetin farklı dönemlerde farklı aktörleri mağdur ettiğini gösteriyor.
Bugün CHP’nin İstanbul il başkanlığına kayyum atanmasıyla, bu kez muhalefetin ana gövdesi doğrudan etkilenmiş oldu. Dün Refah Partisi kapatıldığında muhafazakâr taban mağdurdu, Demokrat Parti kapatıldığında merkez sağ susturulmuştu. Şimdi ise sıranın CHP’ye geldiğini görüyoruz.
Kısır Döngü
CHP’nin 28 Şubat sürecinde darbe mahkemelerine verdiği destek, aslında kendi yarasını da derinleştirmişti. Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklendiğinde, sonraki düğmeler de yanlış gidiyor. Nitekim bugün CHP’nin kendi kongresinde yaşadığı hukuki müdahaleler, siyasetin değişmeyen sarmalını işaret ediyor.
Bu noktada çıkarılması gereken ders nettir: Temiz siyaset, önce partilerin kendi iç şeffaflığından geçer. Kongrelerin, delegeliklerin, aday belirleme süreçlerinin şeffaf, denetlenebilir ve kapsayıcı yürütülmediği yerde dış müdahale kaçınılmaz hale gelir. Böylece yargı-siyaset gerginlikleri toplumun bütününe sirayet eder.
Siyasiler Birbirlerini Suçlamak Yerine Sağduyu Çağrısı Yapmalı
Başta siyasiler olmak üzere tüm partililere ve halkımıza düşen görev, o gün Erbakan’ın yaptığı gibi sağduyuyu korumaktır. Sosyal medyadaki provokatif çağrılara kapılmadan, demokratik ve hukuki yollarla itiraz etmek; siyaseti sokak gerilimine teslim etmemek hepimizin sorumluluğudur. Çünkü siyaset gelip geçicidir. Ama kurumların istikrarı, milletin birliği ve devletin bekası uzun vadede herkes için kalıcıdır.
Rahmetli Erbakan’ın “memleket karışmasın” yaklaşımı bugün de yol göstericidir. CHP’den gelen sert tepkiler, tabanın sokaklara yönelmesi, mahkeme kararlarının siyasi sonuçları bize bir kez daha şunu hatırlatıyor: Türkiye’nin en çok ihtiyaç duyduğu şey sağduyudur. Eğer bu sağduyu korunursa siyasetin kısır döngüsünden çıkmak mümkündür; aksi halde kaybeden yine hepimiz oluruz.







