İslam’ın açıkça ve kesin biçimde haram saydığı fiilleri işleyen insanların yaptıklarını İslam’a mal etmek, İslam’a yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biridir.
Haram yemek, haksız kazanç, yolsuzluk, zimmet, rüşvet, hile, karaborsa, kayırmacılık, kul hakkı ve adaletsizlik… Bunların hiçbirinin İslam’ın onayladığı veya meşru gördüğü davranışlar olduğunu söylemek mümkün değildir. Aksine İslam; insanın malına, hakkına, emeğine ve onuruna dokunmayı ağır bir sorumluluk olarak görür.
Bir insanın Müslüman olduğunu söylemesi, yaptığı her davranışın İslam’ı temsil ettiği anlamına gelmez. İslam ayrı, Müslümanın yaptığı yanlış ayrı bir meseledir. Nasıl ki bir doktorun yaptığı hata tıp biliminin tamamını suçlu hâle getirmiyorsa, bir Müslümanın işlediği günah veya yaptığı haksızlık da İslam’ın kendisine mal edilemez.
Elbette burada başka bir sorumluluk daha vardır: İnsan, inandığı değerleri hayatına ne kadar yansıtabildiği konusunda kendisini sürekli sorgulamalıdır. Çünkü İslam sadece dil ile ifade edilen bir aidiyet değil; adalet, emanet, merhamet, dürüstlük ve kul hakkı konusunda insanın kendisine yüklediği bir sorumluluktur.
Bir insan “Müslümanım” diyorsa, yaşayışına da dikkat etmeli; davranışlarıyla inandığı değerlere uygun bir hayat sürmeye gayret etmelidir. Müslümanın yanlış davranışı yalnızca kendisine zarar vermekle kalmaz, kimi zaman mensubu olduğu dini de yanlış tanıtan bir görüntü oluşturabilir. Bu nedenle insan, inancına leke getirecek davranışlardan sakınmalı; özellikle kul hakkı, adalet, dürüstlük ve emanet konusunda çok daha hassas olmalıdır.
Bu nedenle yanlış yapanı, yaptığı yanlıştan dolayı eleştirelim; fakat onun yanlışını, mensubu olduğunu söylediği dine mal ederek bir inancı mahkûm etmeyelim.
Çünkü adalet duygusunun kendisi bile bize bunu gerektirir.







