Azerbaycan ve İlham Aliyev meselesinin, bugüne kadar gördüklerimizden çok daha derin bir geçmişe dayandığını bugün daha iyi anladım. Meğer meselenin izleri Karabağ Savaşı'na kadar uzanıyormuş.
Bizim penceremizden bakıldığında Karabağ'ın kurtuluşunda Türkiye'nin çok önemli bir payı vardır. Türkiye'nin geliştirdiği savunma teknolojileri, sağladığı askerî imkânlar ve Azerbaycan ordusuna destek veren Türk Silahlı Kuvvetlerinin tecrübeli subaylarının katkıları, bu zaferin önemli unsurlarıdır.
Elbette Azerbaycan askerinin cesaretini, fedakârlığını ve mücadelesini de asla görmezden gelemeyiz. Ancak bu zaferi yalnızca bir kişinin veya bir yönetimin başarısı olarak anlatmak, Türkiye'nin desteğini ve iki ülke arasındaki dayanışmayı yok saymak olur.
Buna karşılık Azerbaycan'daki bazı söylemlerde savaşın tamamen kendi imkânlarıyla kazanıldığı, Türkiye'nin katkısının ise neredeyse hiç olmadığı yönünde bir yaklaşım görülüyor. Başarıyı sahiplenmek başka, kardeşin emeğini ve desteğini unutmak başkadır.
Başörtüsü ve dinî değerler üzerinden yaptığımız eleştirilere karşı eski defterlerin açılması, meselenin yalnızca bugünkü tartışmalardan ibaret olmadığını gösteriyor. Oysa bizim itirazımız Azerbaycan halkına değil, hangi ülkede olursa olsun dinî değerlerin, özgürlüklerin ve insan haklarının siyasi hesaplara kurban edilmesinedir.
Bir ülkenin yönetim anlayışı, halkın tercihleri ve kendi iç meseleleri elbette o ülkenin insanlarını ilgilendirir. Ancak kardeşlik ilişkilerinde karşılıklı saygı, vefa ve samimiyet de vazgeçilmezdir.
Şunu da unutmamak gerekir: Azerbaycan halkı bizim için değerlidir. Farklı mezhep, etnik köken ve kültürel geçmişlere sahip insanları aynı potada buluşturan şey, ortak tarih ve gönül bağlarıdır. Hiç kimseyi inancı veya kökeni üzerinden ötekileştirmek doğru değildir.
Benim kardeşlik anlayışım yalnızca kan bağına, coğrafyaya veya siyasi çıkarlara dayanmaz. İnanç, adalet, hak ve hukuk da bu kardeşliğin temelidir. Bu nedenle nerede olursa olsun haksızlığa, baskıya ve dinî değerlerin istismarına karşı söz söylemeyi bir sorumluluk olarak görürüm.
Son olarak, Ankara'da düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi'ne İlham Aliyev'in katılmaması da ayrıca düşündürücü ve üzücüdür. Türk dünyasının birlik ve dayanışmaya en fazla ihtiyaç duyduğu bir dönemde bu tür gelişmelerin dikkatle değerlendirilmesi gerekir.
Bizim beklentimiz kimsenin Türkiye'ye minnettar olması değil; verilen emeğin inkâr edilmemesi, kardeşliğin siyasi hesaplara kurban edilmemesidir.
Çünkü kardeşlik, sadece iyi günlerde yan yana durmak değil, zor günlerde gösterilen dayanışmayı da unutmamaktır.







