Öyle bir zamandan geçiyoruz ki katil niçin öldürdüğünü, maktul ise niçin öldürüldüğünü bilmiyor!
Bir insan, hiç tanımadığı birinin öfkesi yüzünden hayatını kaybedebiliyor. Hiçbir dahlinin olmadığı bir meselenin ortasında kalıp bir daha evine dönemeyebiliyor. Bugün geldiğimiz nokta ne yazık ki bu kadar korkutucu.
Daha geçen gün Afyonkarahisar'da yaşananlar, bu acı gerçeği bir kez daha yüzümüze çarptı. Bir gün içerisinde sekiz insan hayatını kaybetti, bir kişi ağır yaralandı. İddialara göre üç kişi bir alacak verecek meselesi nedeniyle, diğer insanlar ise kaçış sırasında araçlarını gasp etmek isteyen bir saldırganın hedefi oldu.
Düşünebiliyor musunuz? Bir alacak verecek meselesi, bir öfke patlaması, bir anlık kontrol kaybı… Sonuçta içinde öğretmenlerin de olduğu katledilen sekiz insan ve geride tarifsiz bir acıyla baş başa kalan aileler.
Peki, biz ne zaman bu hâle geldik?
Sokaklar artık eskisi kadar güvenli değil. İnsanlar birbirleriyle konuşurken bile iki kez düşünmek zorunda kalıyor. Trafikte bir yol verme tartışması, bir bakış, bir korna sesi, basit bir anlaşmazlık bile ne yazık ki cinayetle sonuçlanabiliyor.
Duble yollar, otobanlar, köprüler, tüneller, caddeler...
Yollar yaptık, otobanlar inşa ettik, caddeleri genişlettik. Ancak sanki insanların tahammül sınırları daraldı. Birbirimize ayıracak sabrımız, gösterecek anlayışımız kalmadı. En küçük meselede sesler yükseliyor, hakaretler havada uçuşuyor, ardından tehditler ve kavgalar geliyor. Bazen de işin sonu karakolda, bazen hastanede, bazen de bir mezarlıkta bitiyor.
Eskiden komşuluk vardı. Kapılar birbirine açılır, insanlar birbirinin hâlini hatırını sorardı. Bir anlaşmazlık yaşandığında araya büyükler girer, mesele konuşularak çözülmeye çalışılırdı. Bugün ise aynı apartmanda yaşayan insanlar birbirini tanımıyor. Selamlaşmak bile giderek unutulan bir alışkanlığa dönüşüyor. En küçük tartışmalar büyüyor, insanlar birbirine tahammül edemiyor.
Elbette geçmişin her şeyi güzeldi diyemeyiz. Ancak bugün kaybettiğimiz çok önemli bir şey var: Birbirimizin insan olduğunu hatırlamak!
Öfke merhametin, çıkar insanlığın, silah aklın önüne geçmiş durumda. İnsan hayatı bu kadar mı ucuzladı? Birkaç kuruşluk alacak, bir trafik tartışması, bir anlık gurur ya da öfke, bir insanın hayatından daha mı değerli?
Üstelik meseleyi yalnızca bireysel suçlarla açıklamak da yeterli değil. Elbette suç işleyen herkes hukuk önünde hesap vermeli. Ancak şiddeti besleyen toplumsal nedenleri, silaha kolay erişimi, cezasızlık algısını, ailede ve toplumda giderek zayıflayan değerleri de konuşmalıyız.
Çocuklarımıza sadece başarılı olmayı değil, insan olmayı da öğretmeliyiz. Haklı olmanın her şeyi yapma hakkı vermediğini, öfkenin kontrol edilmesi gerektiğini, bir insanın canının hiçbir tartışmanın bedeli olamayacağını anlatmalıyız.
Çünkü güvenlik yalnızca sokaklara polis koymakla, adalet yalnızca mahkeme kararlarıyla sağlanmaz. İnsanların birbirinin canına, malına ve hukukuna saygı duyduğu bir toplum inşa etmek zorundayız.
Bugün bir trafik tartışmasında canından olabileceğini düşünen, komşusuyla sorun yaşadığında tedirgin olan, sokağa çıkarken başına ne geleceğini kestiremeyen insanlar varsa burada hepimizin düşünmesi gereken bir sorun var.
Yollarımız genişliyor ama gönüllerimiz daralıyor. Şehirlerimiz büyüyor ama birbirimize olan saygımız küçülüyor. Binalarımız yükseliyor ama toplumsal değerlerimiz aynı hızla yükselmiyor.
Nasıl bu hâle geldik? Neyi, nerede kaybettik? Birbirimize karşı bu kadar tahammülsüz, bu kadar öfkeli, bu kadar acımasız olmayı ne zaman normalleştirdik?
Sekiz insanın hayatını kaybettiği bir olayın ardından yalnızca faili konuşmak yetmez. Kendimize de dönüp bakmalıyız. Çünkü bugün başkasının başına gelen bir felaket, yarın hiç beklemediğimiz bir anda bizim de kapımızı çalabilir.
Kaybettiğimiz sekiz canın ardından geride kalan ailelerin acısını tarif etmek mümkün değil.
Allah hayatını kaybeden vatandaşlarımıza rahmet, yakınlarına sabır versin. Yaralı vatandaşımıza acil şifalar diliyorum.
Unutmayalım: Bir insanın canı hiçbir alacağın, hiçbir öfkenin, hiçbir çıkarın bedeli olamaz.
Bizim artık daha fazla yola, daha fazla binaya değil; daha fazla vicdana, merhamete, saygıya ve insanlığa ihtiyacımız var.







