Son dönemde art arda yürürlüğe giren cezalar, vergiler ve zamlar toplumun geniş kesimlerinde belirgin bir huzursuzluk yaratıyor. Gündelik hayatın tam merkezine dokunan bu düzenlemeler, vatandaş ile devlet arasındaki bağı zayıflatma riski taşıyor. İnsan ister istemez soruyor: Bu uygulamalar gerçekten hedeflenen sonucu veriyor mu? Örneğin, artan cezalarla birlikte kazalar azaldı mı, yoksa yalnızca yük mü arttı? Devletin temel görevi; vatandaşını korumak, düzeni sağlamak ve adaleti tesis etmektir. Elbette kurallar olacak, ihlaller karşılıksız kalmayacaktır. Ancak cezanın amacı vatandaşı ezmek değil, hatayı önlemek ve toplumsal düzeni güçlendirmektir. Eğer yapılan düzenlemeler toplumda “yaşamı kolaylaştırmak yerine zorlaştırıyor” algısı oluşturuyorsa, burada durup yeniden düşünmek gerekir. Son olarak İçişleri Bakanlığı tarafından araç plakalarına yönelik getirilen düzenlemeler bu tartışmayı yeniden alevlendirdi. Amaç; sahteciliği ve kural ihlallerini önlemek olabilir. Ne var ki uygulamadaki sertlik ve cezaların ağırlığı, birçok vatandaşta “orantısızlık” hissi uyandırıyor. Oysa caydırıcılık ile ölçüsüzlük arasındaki çizgi son derece incedir; bu çizgi aşıldığında adalet duygusu zedelenir. Üstelik mesele yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda psikolojik bir boyut da taşıyor. Sürekli ceza tehdidi altında yaşamak, bireyde baskı hissi oluşturur ve devlete karşı mesafeyi artırır. Oysa güçlü devlet, korkuyla değil güvenle ayakta durur. Vatandaşın devlete duyduğu güven azaldığında, uygulamaların etkinliği de tartışmalı hâle gelir. Burada asıl mesele şudur: Devlet ile millet arasındaki bağ zedelenirse, bunun kazananı olmaz. Hiçbir siyasi irade, kendi toplumuyla arasına mesafe koymayı bilinçli olarak tercih etmez. Ancak sahadaki uygulamalar bu sonucu doğuruyorsa, ortada ciddi bir iletişim ve denetim sorunu var demektir. Eleştiri, karşı çıkmak değildir; daha iyiyi arama çabasıdır. Bugün dile getirilen rahatsızlıklar birer uyarı niteliği taşır. Bu sesleri duymak ve değerlendirmek, görmezden gelmekten çok daha değerlidir. Unutulmamalıdır ki adalet yalnızca cezayla değil, ölçüyle sağlanır.
Ve ölçünün kaybolduğu yerde, devlet ile millet arasındaki denge de sarsılır.







