Şiddetin Kaynağı Nerede?
Önce Örnek Olmak
AK Parti grup başkanvekili sayın Özlem Zengin, öğrencisi tarafından öldürülen öğretmen Fatma Nur Çelik'in ölümü ile ilgili üzüntüsünü dile getirdiği yaptığı açıklamada şu soruyu soruyor:
“Bu kadar erken yaşta neden suç işleniyor?
Ekliyor;
• Anne-babanın çok büyük bir ihmali olduğunu düşünüyorum.
• Anne-babayla alakalı olarak da özellikle hukuki bir işlem yapılması gerektiğini düşünüyorum.
• Bu konuyla alakalı muhakkak hukuki düzenleme yapmamız lazım.
. Belki yaş meselesi de, ceza ehliyeti de dâhil olmak üzere tüm bu konuları dikkatle bir kez daha gözden geçirmemiz lazım.
Bu sorular ve söyledikleri çok önemlidir.
KARAMAN SON DAKİKA GÜNDEM olarak bir önceki yazımızda bu soruları ve olayı gündeme taşımış ve meselenin sadece hukukla çözülemeyecek kadar derin olduğunu ifade etmiştik.
Çünkü bir toplumda şiddetin neden arttığını anlamak için yalnızca aileyi değil, toplumun tamamını ve özellikle de siyasetin dilini sorgulamak gerekir.
Şiddetin Meşrulaştırılması
Türkiye Büyük Millet Meclisinde; iktidar partisinden bir milletvekili, bir tartışmada arbede çıkıyır ve muhalefet partisinden bir milletvekiline fiziki saldırıda bulunuyor, ağzını burnunu kırıyor.
Bu sadece bir örnek, iktidarı ile muhalefeti karşılıklı ve bu buna benzer gavgalar, fiziki saldırılar, hakaretleri TV ekranlarında geçmide dahil devamlı yayınlarınıyor.
Ve o görüntüler, aynı siyasi çizgideki bazı kişiler tarafından sosyal medyada “kahramanlık” gibi paylaşılıyorsa…
Bir başka olayda, Meclis kürsüsünde konuşurken fenalaşıp düşen muhalefet partisine mensup bir milletvekili için “Allah’ın adaleti” diye seviniliyorsa…
Ve o milletvekili daha sonra hayatını kaybediyorsa…
Bu tablo karşısında şu soruyu sormak zorundayız:
Bu dil, bu tavır ve bu alkış kültürü toplumda şiddeti artırmaz mı?
Siyaset, toplumun aynasıdır.
Ama aynı zamanda toplumun öğretmenidir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında yaşanan bir fiziki saldırı, sadece iki milletvekili arasındaki bir mesele değildir.
O an, milyonlarca insanın izlediği bir “örnek davranış” haline gelir.
Eğer saldıran alkışlanırsa,
Eğer linç dili prim yaparsa,
Eğer ölüm karşısında bile siyasi haz duyulursa…
Toplum şunu öğrenir:
“Güç kullanmak meşrudur.”
Ve bu öğrenme sandığımızdan çok daha hızlı yayılır.
Sadece Anne-Baba mı Sorumlu?
Elbette aile önemlidir.
Anne-babanın sorumluluğu tartışılmaz.
Ama çocuklar sadece aileden öğrenmez.
Çocuklar;
televizyondan,
sosyal medyadan,
siyasetin dilinden
ve toplumun rol modellerinden de öğrenir.
Eğer Meclis’te kafa göz kıran bir milletvekili kendi partilileri tarafından “aslan”, “yiğit” ,'' kahraman'' diye övülüyorsa…
Eğer bazı siyasi yöneticiler bir kamu kurumuna gidip daire amirlerinin odasını basıyor, masalarını dağıtıyor, tehdit ediyor ve bunun sonunda cezalandırılmak yerine ödüllendiriliyorsa…
Ve o kamu görevlileri istifa etmek zorunda kalıyorsa…
O zaman vatandaşa ne diyeceğiz?
“Şiddet kötüdür” mü diyeceğiz?
Toplumun gördüğü ile söylenen arasındaki fark büyüdükçe, sözlerin etkisi de azalır.
Şiddet Yukarıdan Aşağı Yayılır
Toplumsal şiddet yalnızca ekonomik sebeplerle artmaz.
Model alınan davranışlarla da artar.
Gençler şuna bakar:
Kim güçlü?
Kim alkışlanıyor?
Kim ceza almıyor?
Eğer güç kullanan kahramanlaştırılıyorsa,
Eğer siyasi rakibe düşman muamelesi yapılıyorsa,
Eğer devlet gücü kişisel güç gibi kullanılabiliyorsa…
Bu atmosferde gençlere “şiddetten uzak durun” demek yeterli olmaz.
Önce Örnek Olmak
Toplumun en görünür figürleri siyasetçilerdir.
Bu nedenle milletvekillerinin, parti yöneticilerinin ve kamu gücünü temsil eden herkesin davranışı yalnızca kişisel bir mesele değildir; aynı zamanda toplumsal bir mesajdır.
Şiddeti gerçekten azaltmak istiyorsak,
önce rol modellerimizi düzeltmemiz gerekir.
Belki de tartışılması gereken ilk düzenleme şudur:
Milletvekilleri ve siyasi yöneticiler için şiddeti, tehdidi ve kamu gücünü kötüye kullanmayı kesin şekilde engelleyen çok daha güçlü etik ve hukuki düzenlemeler yapılmalıdır.
Çünkü toplumun önünde duranlar, topluma örnek olmak zorundadır.
Çocuklara “şiddet kötüdür” demek kolaydır.
Zor olan, şiddeti alkışlamayan bir toplum kurmaktır.
Şiddeti azaltmak istiyorsak;
anne-babadan önce rol modellerimize bakmalıyız.
Ve belki de ilk ders şu olmalıdır:
Topluma yön verenler, önce kendileri örnek olmalıdır.








Eleştiriye karşı “utanmıyor musunuz?” sorusuna “evet utanmıyoruz, yaptıklarımızla gurur duyuyoruz” diye cevap vermek, aslında bir psikolojik eşik aşımıdır. Çünkü utanma duygusu, toplumsal hayatın sigortasıdır. Utanma kaybolduğunda, sınırlar da silikleşir. Siyasette dil sertleştiğinde; Sokakta yumruk sertleşir. Meclis’te tahammül azaldığında; Evde, okulda, trafikte de tahammül azalır.