Gazetecilik sadece haber peşinde koşmak değildir. Bu meslek bir duruştur, bir omurgadır, bir vicdan meselesidir. Kalem tutan el, yalnızca mürekkebe değil; aynı zamanda sorumluluğa da bulaşır. Gazetecilik, toplumun hafızasını diri tutan, gerçeğin peşinden giden, kamu yararını gözeten bir meslektir.
İşte bu yüzden diyorum ki:
Gazeteci, gazetecinin açığını aramaz.
Gazeteci, meslektaşını hedef göstermez.
Gazeteci, menfaat için soyadını, hesap için mesleğini satmaz.
Üzülerek gözlemliyorum ki, son zamanlarda bazı meslektaşlarımız, kimi siyasal hesaplaşmaların gölgesinde, kendi içimizden birini hedef gösterebiliyor. Kimi zaman bir basın açıklamasını sorgulamadan yayınlayarak, kimi zaman satır aralarına gizli mesajlar serpiştirerek bu yanlışa ortak olunabiliyor.
Oysa özellikle hedef alınan bir başka gazeteci söz konusu olduğunda, hepimizin kendimize şu soruyu sorması gerekir:
“Bu açıklama gerçekten kamu yararına mı, yoksa bir itibarsızlaştırma girişimine mi hizmet ediyor?”
Gazetecilik, dayanışmayla güçlenen bir meslektir. Eleştiri olur, farklı bakış açıları olur. Ama bu farklılıklar; kişisel linçlere, itibarsızlaştırmalara, mesleki saygınlığı zedeleyecek yayınlara dönüşmemelidir. Çünkü bugün sessiz kalınan bir haksızlık, yarın doğrudan bizim ismimize yönelir. Bugün görmezden gelinen bir linç, yarın bizim kapımızı çalar.
Her meslek gibi gazeteciliğin de örgütleri, dernekleri vardır. Ancak ne yazık ki Karaman’da bu yapılar çoğu zaman sessiz kalıyor. Oysa tam da böyle zamanlarda ses vermesi gerekenler onlardır. Meslektaşlar arasında dengeyi sağlayacak, hak ve itibarı koruyacak yapılar işlevsiz kaldığında, mesleğin kendisi de yıpranır.
Yıllarca sahada çalışan, bu mesleğe gönül vermiş biri olarak üzülerek söylüyorum:
Karaman’da gazetecilik itibar kaybediyor.
Ve bu kaybın önemli bir kısmını, ne yazık ki, kendi ellerimizle yaşıyoruz.
Herkesin görüşü farklı olabilir. Kimileri kendini daha donanımlı, daha “etkili” görebilir. Ama unutmayalım:
Her gazeteci değerlidir.
Birbirini küçümseyen, ötekileştiren gazeteciye kimse gerçek anlamda saygı duymaz.
Yaklaşık sekiz ay önce, oğlumun yazdığı bir köşe yazısı nedeniyle bir siyasi partinin il başkanı tarafından yayımlanan yazılı basın açıklamasıyla hedef alındım. Bu açıklama, hem gazeteci olan oğlumu hem de yıllarını bu mesleğe vermiş beni itibarsızlaştırmak ve siyaseten linç etmek amacıyla yapılmıştı.
Bu da yetmedi, siyasi baskıyla görevimden alındım. Tehdit edildim. Daha da acı olan ise, bazı meslektaşlarımızın bu açıklamayı herhangi bir editoryal süzgeçten geçirmeden yayımlamış olmasıydı.
Geçmişte meslektaşlar arasında daha fazla saygı vardı. Ancak son zamanlarda şunu gördüm: Bazı gazeteci arkadaşlar, gazetecilere yönelik itibarsızlaştırmalarda adeta iş birliği yapıyor ve meslektaşlarının yaşadığı olumsuzluklardan memnuniyet duyuyor.
Bu, gazetecilik etiğine sığmaz.
Bu yaşadıklarım bana bir kez daha gösterdi ki; gazeteciler arasındaki mesleki dayanışma olmazsa, geriye sadece sessizlik, yalnızlık ve kırgınlık kalıyor.
Bu yazıyı bir serzenişten çok, bir çağrı olarak görmek gerekir:
Meslek onurunu birlikte koruyalım.
Birbirimizin emeğine, duruşuna, varlığına saygı duyalım.
Farklılıklarımızı zenginlik sayalım ama birbirimizi harcayarak değil, anlayarak yol alalım.
Çünkü ne olursa olsun;
Gazeteci, gazeteciye düşman olmaz.






