Bir şehirde gençler konuşmuyorsa, aslında çok şey anlatıyordur.
Karaman’da son dönemde yaşanan bazı acı olaylar hepimizi derinden üzdü. Silahların konuştuğu, öfkenin kontrolden çıktığı, bazı gençlerin ise hayatla bağını kopardığı haberler… Bunlar birer “asayiş vakası” değil; birer toplumsal alarmdır.
Fakat asıl dikkat çekici olan başka bir şey var:
Gençler konuşmuyor.
Dertlerini açıkça ifade etmiyorlar.
Sistemle tartışmıyorlar.
Meydanlarda değiller.
Ama içlerinde büyüyen bir sessizlik var.
Bu sessizlik neyin sesi?
Belki gelecek kaygısının…
Belki iş bulamamanın…
Belki “torpil” algısının oluşturduğu adaletsizlik duygusunun…
Belki de “nasıl olsa değişmez” düşüncesinin…
Bir genç, emeğinin karşılığını alacağına inanmazsa;
Bir genç, liyakatin değil ilişkinin belirleyici olduğunu düşünürse;
Bir genç, kendini bu şehirde değerli hissetmezse…
O genç ya içine kapanır ya öfkelenir ya da umudunu başka yerlere taşır.
Daha önce bu seride üniversite–sanayi kopukluğunu, genç işsizliğini ve ekonomik daralmayı konuştuk. Çünkü ekonomik zemin sağlam değilse, sosyal yapı da sarsılır.
Şunu açıkça konuşmamız gerekiyor:
Bir şehirde gençlerin enerjisi üretime değil gerilime yöneliyorsa, orada yapısal bir eksiklik vardır.
Bu mesele sadece emniyetin, sadece ailenin ya da sadece okulun meselesi değildir. Hepimizin meselesidir.
Yerel yöneticiler gençlerle ne kadar doğrudan temas kuruyor?
Üniversite, mezunlarını şehirde tutacak projeler geliştiriyor mu?
Sanayi gençlere gerçek kariyer planı sunabiliyor mu?
Sivil toplum gençlere alan açabiliyor mu?
En önemlisi:
Gençler fikir beyan ettiğinde gerçekten dinleniyor mu?
Karaman küçük bir şehir. Bu hem avantaj hem dezavantajdır. Herkes birbirini tanır. Ama bazen bu yakınlık, gençlerin kendini ifade etmesini zorlaştırabilir. Yanlış anlaşılma korkusu, etiketlenme kaygısı, “bir yere yazılır” endişesi…
Oysa gençliğin konuşması gerekir.
Eleştirmesi gerekir.
Hayal kurması gerekir.
Çünkü susan gençlik, zamanla ya uzaklaşır ya da kırılır.
Bu yazı bir suçlama metni değildir.
Bir alarm zilidir.
Karaman’ın gençleri kaybolmuyor;
Ama içlerine çekiliyor olabilirler.
Şehrin gerçek gücü beton yatırımlar değil, umutlu gençlerdir.
Eğer bu umudu birlikte büyütmezsek, yarın çok daha ağır bedeller ödeyebiliriz.
Şimdi sormamız gereken soru şudur:
Biz gençler için ne yapıyoruz değil,
Gençler bizimle birlikte ne yapabiliyor?
Unutmayalım…
Bir şehir gençliğinin sesini kısmaya başladığında değil, gençliğinin sesini duymamaya başladığında geriler.
Karaman hâlâ geç kalmış değil.
Ama suskunluk büyürse, telafisi zor olur.







