KİBRİN GÖLGESİNDE BİLGİ, AHLAK VE SİYASET
Bir fikri savunmak kolaydır…
Birkaç cümle kurarsınız, birkaç alıntı yaparsınız, alkış da bulursunuz, itiraz da.
Ama bir fikri yaşamak zordur. Çünkü fikir, ancak onu hayatına taşıyanların omuzlarında yürür. Bu yüzden bazısı fikirden makam, şöhret, para kazanırken; bazısı aynı fikir uğruna bedel öder. İnsan Fazlıoğlu’nun sözündeki hakikat tam da burada gizli: Savunanlar kazançlı, yaşayanlar ise bedelli olur.
Bugünün Türkiye’sinde fikir konuşan çok; fikir taşıyan, bedel ödeyen ise az. Çünkü bedel ödemek, konforu terk etmeyi, yanlış anlaşılmayı, hatta hedef olmayı göze almak demektir. Oysa çoğu insan “duyulmak” istiyor ama “durmak” istemiyor. “Görünmek” istiyor ama “görmek” istemiyor.
Bir de bunun üzerine çağımızın büyük hastalığı ekleniyor: Entelektüel kibir.
Kimi seküler bir üstünlük duygusuyla konuşuyor, kimi dini referanslarla kendini dokunulmaz sanıyor. Oysa kibir, ne sekülerdir ne dindar; her hâliyle aynı karanlığı taşır.
Kibrin ilacı bilgi değildir; çünkü bilgi, tek başına kalbi büyütmez. Hatta yanlış ellerde kibri besler, kişiyi taşıyamayacağı bir yükün altına sokar. Bilginiz kibri azaltmıyorsa, o bilgi size emanet değil, yüktür.
Bugün toplumun en çok ihtiyaç duyduğu şey “çok bilen”ler değil; “bilgisiyle adalet eden”lerdir.
Çünkü bilgi, ahlakla birleşmediğinde sadece dilde dolaşan bir süs olur; kalpte ve davranışta karşılığı olmaz.
Aslında bu mesele sadece entelektüellerin değil; günümüz siyasetinin de temel yarasıdır.
Siyaset, ahlaki zemininden koptuğunda güç, hakikatin yerine geçer.
Son yıllarda yaşadığımız yozlaşma ve çürüme tam da bu kopuştan kaynaklanıyor.
Siyaset kurumu, toplumun derdine çare olması gerekirken; kişisel hesapların, dar çevre ilişkilerinin ve küçük iktidar oyunlarının içine sıkışıyor.
Makama hizmet edenler çoğalıyor; millete hizmet edenler azalıyor.
Gücü elinde tutanlar, sorumluluğunu unutuyor; sorumluluğunu hatırlatanlarsa hedef gösteriliyor.
Ahlakın geri çekildiği yerde kibir büyüyor.
Kibir büyüdükçe toplum küçülüyor.
Bu yüzden gerçek değişim, sadece iktidarların değişimiyle değil; zihniyetin ve ahlakın yenilenmesiyle mümkün.
Bugün fikirleri savunan çok, fakat yaşayan azsa; bilgi artıp ahlak azalıyor demektir.
Ve biz biliyoruz ki:
Ahlakın olmadığı yerde bilgi, ışığını kaybeder.
Kibrin büyüdüğü yerde siyaset çözülür, toplum çürür.
Gerçek entelektüellik de gerçek siyaset de;
alçakgönüllülüğü, emeği ve bedel ödemeyi gerektirir.
Fikirle zenginleşmek değil, fikirle olgunlaşmaktır maharet.
Belki de yeniden en başa dönme zamanı:
Kibirle değil, ahlakla yola çıkmak;
Bilgiyle değil, hikmetle yürümek…
Çünkü hakikat ve siyaset, ancak onu yaşayanlar sayesinde ayakta kalır.







