Muhâtabına..!
“Haysiyet, insan olmanın asgarî şartıdır; herkese nasip olmaz.”
Hz. Ali’nin bu sözü, bugün yaşadığımız çirkin bir hadisenin tam kalbine dokunuyor. Çünkü haysiyet, makamla değil, vicdanla ölçülür. Ve ne yazık ki bazıları bu ölçüyü çoktan kaybetmiş durumda.
AK Parti Karaman İl Başkanı’nın şahsım, aile fertlerim ve kamu görevim hakkında yaptığı seviyesiz açıklamaya cevap verme zorunluluğu doğmuştur. Normalde böylesine düşük seviyedeki polemiklerin içine girmem. Ancak bu kez mesele şahsımı aşmıştır; bu, bir kişinin değil, bir anlayışın, bir zihniyetin meselesidir. Çünkü artık konuşmak değil, hakikati hatırlatmak gerekiyor.
Lütuf Değil, Hak!
Bugün kamusal görevlerin itibarsızlaştırıldığı, liyakatin yerine şahsi hırsların geçtiği bir dönemde yaşıyoruz. Hakkın teslim edilmesi “lütuf” gibi sunuluyor, hak arayan insanlar ise suçlanıyor.
Oysa kamu görevi bir lütuf değildir — kimsenin keyfine göre ihsan edilecek ya da geri alınacak bir makam hiç değildir.
Bir İl Başkanı’nın, bir hastane başhekimine baskın yapmasının ardından, konuyu gündeme taşıyan gazeteci oğlum üzerinden bana yöneltilen siyasi intikam tasarrufu; sadece şahsıma değil, kamu hizmetine inanmış tüm vicdan sahibi insanlara yapılmış bir saldırıdır.
Bugün, gücün verdiği pervasızlıkla insanların emeğiyle, ekmeğiyle ve onuruyla oynayanlar, yarın bu yaptıklarının hesabını mutlaka verecektir. Çünkü hakikat, eninde sonunda galip gelir.
Onurumla Geldim, Onurumla Giderim
Ne görevimi lütufla aldım, ne de lütufla bıraktım.
Ben makamı değil, makam bana yakıştığı için oradaydım.
Onurumla geldim, onurumla giderim. Çünkü koltuklar geçicidir; haysiyet ve vicdan kalıcıdır.
Bir kez daha altını çizmek isterim: Ben senin düşündüğün kişi değilim.
Sen benim hakkımda ne düşünüyorsan, sen O’sun.
Oğlumun gazetecilik mesleğine dil uzatacak kadar siyaseti çürütmüş olmanız, aynaya bakma vaktinizin geldiğini gösteriyor. Çünkü insan, başkalarını yargılarken aslında kendi iç dünyasını ele verir. Eleştiriye tahammül edemeyenlerin sığındığı tek liman, karalamadır; iftiradır; itibarsızlaştırmadır.
Ama unutmayın: Siyaset, ahlakla yapılırsa kıymetlidir.
Hakikat Er Ya da Geç Su Yüzüne Çıkar
Ben sustuğumda, siz kazandığınızı sanabilirsiniz. Ama susmak, her zaman yenilmek değildir. Çünkü hakikat, gecikse de su yüzüne çıkar.
Siz iftira düzeninizle birilerini geçici olarak susturabilirsiniz ama vicdanın sesini asla bastıramazsınız.
Hayatım boyunca haksızlığa karşı durdum, adaletin yanında oldum. Mazlumun elini tuttum, zalimle sonuna kadar mücadele ettim. Bundan sonra da öyle olacak. Ancak bu defa susmayacağım. Çünkü susarsak, iftirayı yöntem haline getirenler kazanır.
Bir Köylü Çocuğuyum, Milletvekili Ortağım Yok!
Ben bir aristokrat çocuğu değilim.
Karaman’ın mütevazı bir köyünden çıktım, emeğimle, alın terimle, aklımla geldim.
Kimsenin peşinden koşmadım, kimsenin adamı olmadım.
Eğer iyi bir yönetici olmasaydım kimse beni genel sekreter yardımcısı olarak atamazdı.
İyi bir idareci olmasaydım kimse beni daire başkanı olarak dört yıl tutmazdı.
Görev verdikleri için kimseye minnet etmedim ama her zaman teşekkür ettim; çünkü tevdi edilen her görevde en iyisini yapmaya çalıştım.
Rabbimin bana lütfettiği en büyük nimet, akıl nimetidir. O akıl, bana kimsenin gölgesinde yürümemeyi öğretti.
Benim derdim koltuk değil, onur meselesidir.
Bugün bana yapılan, yarın başkasına yapılmasın diye yazıyorum.
Herkes bilsin: Makamlar gelir geçer, ama haysiyetin izi kalır.
Hz. Ali’nin dediği gibi:
“Alçakça söylenen bir söze asla karşılık verme; çünkü o sözün sahibinde, kendi gibi, daha nice alçak söz vardır.”
Ve ben artık o seviyeye inmeyeceğim.
Hakikatin, kendi yüksek yerinde kalacağım.






