Toplu sözleşme görüşmeleri, yalnızca rakamların konuşulduğu teknik bir masa değildir. O masada, milyonlarca kamu çalışanının ve emeklinin ekmeği, alın teri, onuru vardır.
8. dönem toplu sözleşme süreci, bir kez daha gösterdi ki memur ve emeklinin asıl talebi olan reel maaş artışı görmezden gelinmiştir. Kâğıt üzerinde sıralanan ek ödenekler, sosyal yardımlar, sembolik düzenlemeler; mutfakta tencereyi kaynatmıyor. Çünkü enflasyon karşısında eriyen maaşlar, bu “kısmi kazanımların” çok ötesinde bir kaybı beraberinde getiriyor.
Kamu işvereninin 2026 için %11+%7, 2027 için %4+%4 teklifine karşı, sendikaların çok daha yüksek talepleri vardı. Ancak sonuç yine değişmedi: Uzlaşma sağlanamadı, dosya Hakem Heyeti’ne taşındı. Ve herkes biliyor ki bu kuruldan da memurun yüzünü güldürecek bir karar çıkması pek mümkün değil.
Burada sorun sadece rakamlardan ibaret değildir. Sendikal meşruiyet de ciddi şekilde tartışmalıdır. Üyelik aidatlarının devlet tarafından karşılandığı, yetkinin tabandan değil, rakamlardan beslendiği bir sendikal düzen, kamu çalışanlarının gerçek taleplerini güçlü biçimde masaya yansıtamamaktadır. Tabanın sesi kısılırsa, masada duyulan sadece devletin bütçe gerekçeleri olur.
Oysa kamu çalışanlarının talebi nettir:
Enflasyona ezilmeyen, insanca yaşamaya yetecek bir maaş.
Adil, şeffaf ve bağımsız bir toplu pazarlık süreci.
Sendikal özgürlüğün gerçekten var olduğu bir düzen.
Memur-Sen, bugün saat 12,30'da Hazine ve Maliye Bakanlığı önünde bir basın açıklaması yaparak memur ve emeklinin haklı taleplerini yeniden dile getirecek. Biz de bu mücadelenin yanındayız. Çünkü mesele sadece bir zam pazarlığı değil, milyonların onurlu yaşam hakkıdır.
Memur yalnız değildir. Kamu çalışanlarının ve emeklilerin sesi, toplumun ortak vicdanıdır. Bu haklı mücadele sonuna kadar sürdürülmeli, milyonların alın teri görmezden gelinmemelidir.







