Bugün toplumun en büyük sınavı, yanlışların nasıl olup da bu kadar hızlı yayılabildiğini anlamak. Cevap aslında basit: Çünkü yanlışların gücü artık delillerden değil, tekrardan geliyor. Bir söz ne kadar çok söylenirse, bir iddia ne kadar sık dolaşıma girerse, bir süre sonra insanlar onu sorgulamadan kabul etmeye başlıyor. Böylece algı yönetimi, hakikatin yerini alıyor. Bir bilginin doğruluğu değil, kaç kez tekrarlandığı konuşuluyor.
İşte bu yüzden bugün hakikati savunmak, geçmişe göre çok daha zor. Çünkü karşımızda sadece bir bilgi kirliliği değil; bütün bir algı endüstrisi var. Yanlışın üzerini cilalayan, yalanı parlatan, doğrunun sesini kısmaya çalışan profesyonel bir düzen… Ve bu düzen artık yalnızca yerel değil; küresel ölçekte işliyor.
Bu küresel manipülasyonun en çarpıcı örneklerinden biri ise hiç kuşkusuz Gazze’deki büyük insanlık dramıdır. Aylarca süren bombardımanlar, binlerce sivilin ölümü, çocukların enkaz altından çıkarıldığı görüntüler… Tüm bunlar dünyanın gözü önünde, kameralar açıkken yaşanıyor. Ve ne acıdır ki, artık bunu gizleme gereği bile duymuyorlar. Çünkü amaç sadece zulmetmek değil; aynı zamanda insanlığa şu mesajı dayatmak:
“Bu kadar büyük bir vahşeti bile tekrar ede ede sıradanlaştırabiliriz.”
Gazze’deki katliam, algının hakikatin önüne nasıl geçirildiğinin en çıplak örneği. Zalimler pervasızca, adeta bir propaganda rutini içinde her gün yeni bir acıyı dünyanın gündemine bırakıyor. Hesapları şu:
“Yeterince uzun bir zaman geçerse, insanlar gördüklerine alışır.”
Ama insanlık, hakikati olağanlaştırarak yaşayamaz.
Bir çocuğun ölümünü normalize ederseniz, kendi vicdanınızın ölümünü de başlatmış olursunuz.
Tam da bu nedenle, Gazze gerçeği hakikatin nasıl boğulmak istendiğini gösteren bir ayna gibidir. Bir yanda akan kan, diğer yanda buna rağmen sürdürülen sessizlik… Ama bilinmeli ki; tarihin hiçbir döneminde zulüm, hakikatin üzerini sonsuza kadar örtemedi.
Kur’an’ın berrak ifadesiyle:
“Allah nurunu tamamlayacaktır.”
Bu ayet sadece bir teselli değil; aynı zamanda bir hakikat yasasıdır. İnsan eliyle kurulan yalan duvarlarının, bir gün mutlaka ilahi hakikat karşısında çökeceğini hatırlatır.
Bugün hepimize düşen görev, bu manipülasyon çağında soğukkanlı bir duruş sergilemek; doğruların peşinde koşmak; yalanın gürültüsüne değil, vicdanın fısıltısına kulak vermektir. Çünkü hakikati savunmak sadece bir gazetecilik ilkesi değil; insan olmanın temel sorumluluğudur.
Ne kadar çok perde çekilirse çekilsin, ışığın bir gün o perdeyi yırtacağını biliyoruz.
Ve evet, ne yaparlarsa yapsınlar…
Hakikat eninde sonunda kazanacaktır.






