İslam bize insanın insana emanet olduğunu öğretir. Komşuyu gözetmeyi, hastanın hâlini sormayı, darda kalanın kapısını çalmayı, bir Müslümanın derdiyle dertlenmeyi yalnızca güzel davranışlar değil, aynı zamanda kulluk sorumluluğu olarak görür.
Bugün aynı apartmanda yaşayıp birbirimizin sesini duymadan, günlerce hâlini hatırını sormadan hayatlarımıza devam edebiliyoruz. Oysa Resûlullah’ın (sav) komşuluk hukukuna dair uyarıları bize bunun yalnızca bir sosyal nezaket meselesi olmadığını; vicdanın, merhametin ve imanın da bir gereği olduğunu hatırlatıyor.
Bize “Kimseye ihtiyacın yok” dediler
Son yıllarda hayatımıza sessizce yerleşen bir anlayış var:
“Kimseye ihtiyacın yok.”
“Kendine yet.”
“Kim seni yoruyorsa çıkar hayatından.”
“Sınırlarını koy ve kimseyi hayatına alma.”
Elbette insanın kendini koruması, gerektiğinde sınır koyması önemlidir.
Fakat sınır başka şeydir, duvar başka.
Özgüven başka şeydir, insanlardan kopmak başka.
Kendi ayaklarının üzerinde durmak başka şeydir, “Kimseye ihtiyacım yok” diyerek bütün bağları koparmak başka.
Çünkü insan yalnız yaşamak için yaratılmış bir varlık değildir.
İnsan insana muhtaçtır.
Bazen Allah’ın yardımını bir doktorun eliyle, bazen bir dostun sözüyle, bazen bir komşunun kapıyı çalmasıyla gönderir.
Bazen de insanın hayata tutunması için gereken tek şey, karşısındaki birinin:
“Seni merak ettim. İyi misin?”
demesidir.
İslam'ın bize hatırlattığı unutulmaz sorumluluk
Bizim medeniyetimizde komşuluk, sadece aynı binada oturmak değildi.
Komşunun açlığını bilmek vardı.
Hastasını ziyaret etmek vardı.
Cenazesine katılmak vardı.
Derdini sormak vardı.
İhtiyacı olduğunda yanında olmak vardı.
Resûlullah (sav), komşuluk hukukunu defalarca hatırlattı.
Çünkü İslam, insanı sadece birey olarak değil, birbirine emanet edilmiş insanlar topluluğunun parçası olarak görür.
Bugün ise aynı apartmanda yaşadığımız insanın adını bilmediğimiz gibi, birkaç gün ortalıkta görünmese nedenini de merak etmiyoruz.
Belki de mesele tam burada başlıyor.
Ölümden önce yalnızlaşıyoruz.
İnsan önce çevresinden kopuyor.
Sonra telefonundan insanları siliyor.
Sonra kapısını kapatıyor.
Sonra kimseyi aramıyor.
Kimse de onu aramıyor.
Ve bir gün sessizlik o kadar büyüyor ki, yokluğu bile fark edilmiyor.
Birbirimizi Ne Zaman Fark Etmez Olduk?
Bir insanın evinde yalnız başına hayatını kaybetmesi büyük bir acıdır. Fakat bundan daha acı olan, yokluğunun günlerce fark edilmemesidir.
Son yıllarda büyük şehirlerde sıkça duyduğumuz bu acı haberler artık Karaman’da da karşımıza çıkıyor.
Oysa Karaman küçük bir şehir. Aynı sokaklarda yürüyor, aynı mahallelerde yaşıyor, birbirimizi tanıdığımızı düşünüyoruz.
Ama gerçekten birbirimizi tanıyor muyuz?
İslam bize komşuyu gözetmeyi, hastanın hâlini sormayı, yaşlının kapısını çalmayı, darda kalanın yardımına koşmayı öğütlüyor. Komşuluk bizim için sadece sosyal bir ilişki değil, aynı zamanda bir sorumluluk ve emanettir.
Bugün ise sosyal medyada yüzlerce insanla iletişim kuruyor, fakat yanı başımızdaki insanın günlerdir dışarı çıkmadığını fark etmiyoruz.
Bir telefon…
Bir selam…
Bir kapı ziyareti…
Bazen bunların her biri bir insanın hayata tutunması için yeterli olabilir.
Elbette mesele yalnızca bireysel duyarlılıkla çözülecek kadar basit değil. Devletimizin ilgili kurumlarına, yerel yönetimlere ve sosyal hizmet birimlerine de önemli görevler düşüyor. Özellikle yalnız yaşayan yaşlı ve kimsesiz vatandaşların düzenli olarak takip edilmesi, mahalle ölçeğinde sosyal destek ve erken fark etme mekanizmalarının güçlendirilmesi artık daha da önemli.
Fakat devletin ulaşamadığı yere bazen bir komşu ulaşabilir.
Bir kurumun fark edemediğini, yanı başındaki insan fark edebilir.
Bu yüzden hepimizin kendimize sorması gerekiyor:
“Benim çevremde yalnız yaşayan, günlerce sesi çıkmasa kimsenin fark etmeyeceği biri var mı?”
Bugün bir kapıyı çalalım.
Bir telefonu açalım.
Bir gönlü hatırlayalım.
Çünkü insan yalnızca öldüğünde değil, yaşarken de korunmaya, hatırlanmaya ve merhamete muhtaçtır.
Rabbim bizleri birbirinin derdini gören, komşusunu gözeten, yalnızın elinden tutan kullarından eylesin.
Karaman küçük bir şehir.
Bırakalım küçük kalsın; ama gönüllerimiz küçülmesin.
Yalnızlık ve yokluk






