Son yıllarda yaz ayları geldiğinde hepimizin içini yakan bir manzara var: Orman yangınları. Her yıl daha fazla sayıda, daha büyük alanlarda ve daha yıkıcı şekilde karşımıza çıkıyor. Son bir ayda yaşanan yangınlar ise artık tesadüf ya da mevsim normali olarak açıklanamayacak kadar yoğun, yaygın ve düşündürücü…
Bu durum ister istemez şu soruları akla getiriyor: Bu sadece bir doğa olayı mı? İklim krizi mi? Yoksa ardında başka bir plan mı var?
Bu sorulara kesin bir şey söylemek kolay değil. Ancak şunu açıkça söylemek mümkün: Türkiye, doğal kaynakları, stratejik konumu ve jeopolitik değeriyle yalnızca kendi içinde değil, küresel ölçekte de dikkat çeken bir ülke. Ve bugün yaşadığımız çevresel krizler, sadece doğa olayları değil; aynı zamanda insan eliyle şekillenmiş bir sürecin de parçası gibi görünüyor.
Ormanlar sadece ağaçlardan ibaret değildir. Onlar aynı zamanda yer altı su kaynaklarını besleyen, toprağı koruyan, havayı temizleyen, canlılara yaşam alanı sunan, bir milletin hafızasını taşıyan ekosistemlerdir. Bir ormanın yanması, sadece ağaçların değil, kuşların, sincapların, arıların, otların, yosunların ve toprağın da yanmasıdır. Ve biz, her yangında aslında geleceğimizden bir parça kaybediyoruz.
Türkiye’nin birçok bölgesinde yıllardır süregelen kuraklık, yer altı sularının çekilmesi, tarım alanlarının çoraklaşması gibi sorunlar zaten ciddi bir ekolojik alarm veriyordu. Şimdi bu yangınlarla bu kriz daha da derinleşiyor. Ve bu noktada “birileri bu süreci hızlandırıyor mu?” sorusu ister istemez zihinlerde yankılanıyor.
Kimi çevreler, bu yangınların ardında sabotaj ihtimalinin olabileceğini, ekolojik bir savaşa maruz kaldığımızı dile getiriyor. Kimi ise, iklim değişikliğinin kaçınılmaz sonuçlarıyla yüzleştiğimizi söylüyor. Belki her ikisi de haklıdır. Belki de doğayla birlikte insanın hırsı, ihmali ve açgözlülüğü birlikte yanmaktadır.
Bu noktada özellikle şu iddialar toplum vicdanını derinden yaralıyor:
Turizm bölgelerinde yanan ormanlık alanların kısa süre sonra imara açılması, otel projelerinin devreye girmesi ya da bu alanların turizm yatırımına tahsis edilmesi gibi haberler, zihinlerde “Bu yangınlar tesadüf mü?” sorusunu kuvvetle besliyor[^1][^2].
Bir diğer ciddi tartışma ise yeni maden yasası. Bu yasa, maden arama ve işletme faaliyetleri için ormanların kesilmesini kolaylaştırıyor[^3]. Üstelik bazı şirketlere bu alanlarda “geçici değil, kalıcı” tahribat yapma hakkı da tanıyor. Hal böyleyken kamuoyunda şu kaygılar yükseliyor: “Acaba kesmek yerine yakmak daha mı kolay görülüyor?” Bu elbette çok ağır ve dikkatle ele alınması gereken bir iddia. Ama toplumda böyle bir kanaatin oluşması bile başlı başına bir güvensizlik göstergesidir. Çünkü şeffaflık yoksa, şüphe büyür.
Öte yandan Türkiye’ye önümüzdeki süreçte “iklim yasaları” dayatılacağı da konuşuluyor. Bu tür yasal düzenlemeler, görünürde çevreyi korumak için yapılırken, bazı alanlarda yerel yönetimlerin, çiftçilerin, hatta devletlerin hareket alanını kısıtlayan araçlara dönüşebiliyor[^4]. Elbette çevreyi korumak, doğaya sahip çıkmak öncelikli görevimizdir; ancak bu korunma, dıştan gelen emirlerle değil, içeriden gelen bilinçle inşa edilmelidir.
Biz bu topraklarda binlerce yıldır ormanı kutsal bilen, suyu emanet sayan, toprağı ana gören bir milletiz. O yüzden bugünkü yangınları sadece bir doğa olayı gibi görmek bizi yanıltır. Bu bir uyarıdır. Bir sınavdır. Belki de bir tür savaştır; görünmeyen ama derinlemesine hissedilen bir savaş...
O yüzden artık sadece yangınları söndürmekle yetinmemeliyiz. Asıl görevimiz, bu yangınlara zemin hazırlayan zihniyeti, politikaları, ekonomik çıkar oyunlarını, ihmalleri ve duyarsızlığı sorgulamaktır.
Unutmayalım: Ağaçsız toprak çöldür. Susuz hayat mümkün değildir. Yangınlar söner, ama yakılan vicdanların, yok edilen ekosistemlerin, kaybedilen zamanın telafisi çok zordur.
Bugün bu topraklara düşen her kıvılcım, sadece bir yangının değil, bir uyanışın da başlangıcı olmalıdır.
Kaynakça:
[^1]: “Muğla’da yanan orman arazisine otel inşaatı iddiası”, Cumhuriyet Gazetesi, 18 Ağustos 2023.
[^2]: “Yangın sonrası otel yapımı iddiaları Meclis gündeminde”, BBC Türkçe, 5 Ağustos 2021.
[^3]: 3213 Sayılı Maden Kanunu, Değişiklik: 7164 sayılı Kanun (14.02.2019), Madde 7 – "Maden arama ve işletme faaliyetleri için orman alanlarında ağaç kesimi yapılabilir."
[^4]: T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, “Türkiye’nin İklim Kanunu Çalışmaları”,
csb.gov.tr T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı






