Aylar geçti... On binlerce insan katledildi. Her gün yeni bir katliam, her gece biraz daha derinleşen bir karanlık… Ve biz burada, yüreği yanan insanlar olarak yine yürüdük. Yine protesto ettik. Yine dualar ettik. Ve yine sonuçsuzlukla baş başa kaldık.
Rahatsız etmeyen eylem, etkisizdir.
İHH'nın, Dünya Gıda Programı (WFP) ile Gazze'de yürüttükleri projede çalışan 5 kişinin hayatını kaybettiği, 2 kişinin ağır yaralandığı İsrail'in saldırısını da kınamak amacıyla bir araya gelen çeşitli sivil toplum kuruluşlarından binlerce kişi, Fatih Camisi'nde toplandı.
Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi'ne doğru yürüyüşe geçen katılımcılar tekbir getirip, "Katil İsrail, Filistin'den defol", "Mehmetçik Gazze'ye" sloganları attı.
IHH öncülüğünde Fatih Camisi'nde toplanıp Ayasofya’ya yapılan son yürüyüş de bu döngünün bir parçasıydı. Evet, binlerce insan kalbiyle oradaydı. Ama şu soruyu artık cesaretle sormalıyız: Bu eylemler gerçekten bir şeyi değiştirdi mi?
Karaman’daki neredeyse tüm eylem ve protestolara katıldım. Kalabalıkların içindeydim. Ama bugün dönüp geriye baktığımda içimde buruk bir boşluk var. Çünkü ne kadar çok yürürsek yürüyelim, ne kadar yüksek sesle bağırırsak bağıralım; Gazze’deki zulüm dinmedi. Çocuklar hâlâ ölüyor...
Acı ama gerçek: Bu yürüyüşler, vicdanımızı rahatlatmaktan öteye geçemedi.
Artık sembolik tepkileri bırakıp stratejik adımlar atmanın zamanı geldi. Eğer İsrail’in politikalarını gerçekten etkilemek istiyorsak, onun temsil edildiği yere yönelmeliyiz. Büyükelçiliğin önüne. Konsoloslukların kapısına. Gerçek muhataplara.
Sadece yürümek yetmez. Hedefe yürümek gerekir.
Evet, geç kaldık. Ama hâlâ geç değil. Hâlâ yapabiliriz:
İsrail büyükelçiliği önünde kesintisiz bir abluka kurabiliriz.
Sivil toplum öncülüğünde, geceli gündüzlü, nöbetleşe bir sivil kuşatma gerçekleştirebiliriz.
Diplomatik sınırlar içinde, ama kararlılıkla yürütülen bir baskı uygulayabiliriz.
Dünyada bunun örnekleri var. Güney Afrika’daki ırkçı rejime karşı yapılanlar hâlâ hafızalarda. Çünkü bir halk, sesini doğru yere yönelttiğinde; diplomasi de değişir, ekonomi de, kamuoyu da...
Peki başka ne yapabiliriz?
İsrail mallarına karşı ekonomik boykotu yaygınlaştırabiliriz.
Üniversitelerde, belediyelerde, sendikalarda İsrail’le doğrudan ya da dolaylı iş birliği yapan kurumları kamuoyuna teşhir edebiliriz.
Hukukçularımızla birlikte Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne bireysel suç duyurularında bulunmaya devam edebiliriz.
Medyada, sosyal mecralarda kamuoyunu etkileyecek yaratıcı ve kararlı kampanyalar düzenleyebiliriz.
Ama en önemlisi: Yürüyüş yönümüzü değiştirebiliriz.
Çünkü biz hep kendi kendimize yürüdük. Kendi meydanlarımızda bağırdık. Kendi öfkemizi kendimize duyurduk. Ne İsrail’e, ne bizi yönetenlere… Sadece birbirimize!
Oysa artık hedefi büyütme zamanı.
Rahatsız edilmeyen hiçbir iktidar, zulmünden vazgeçmez.
Gerçek değişim, rahatsız edene dokunarak başlar.
Gazze için hâlâ bir şeyler yapılabilir. Ama önce şu soruyla yüzleşmemiz gerek:
Biz gerçekten İsrail’i durdurmak mı istiyoruz, yoksa sadece vicdanımızı mı rahatlatıyoruz?
Eğer gerçekten bir şey yapmak istiyorsak:
1. Artık sadece yürümeyelim; hedefe yürüyelim, rahatsız edelim!
2. Sloganlar değil, stratejiler kazandırır. Yönümüzü değiştirelim!
3. Gazze için sesimizi doğru yere yönlendirelim: Konsoloslukların, elçiliklerin önüne!
4. Vicdan rahatlatmak yetmez; adım atmak, rahatsız etmek ve değiştirmek zorundayız.
5. Gerçek değişim, rahatsız edene dokunarak başlar. Artık iz bırakma zamanı!
6. Gazze için gerçekten bir şey yapmak istiyorsak, meydanları değil muhatapları hedef alalım.
7. Bir adım daha atalım: İsrail büyükelçiliğinin kapısına kadar!
Çünkü yol yanlışsa, vardığımız yerin de doğru olması mümkün değildir.








Gönlüne sağlık Başkanım. Gerçekten artık birşeylerin değişmesinin zamanı geldi. Bu kudurmuş canavarlar iyi bir dersi hak ediyor. İnsanlığından çıkmış bir zümreye karşı en şiddetli bir biçimde karşılık verilmeli... Necip Fazıl'ın dediği gibi "Sağına ve soluna bakmadan ben varım" diyerek, Bizde sıraya girelim büyükelçilik, konsolosluk nöbetine katılalım.
Doğru ve yerinde tespitler. Hatta daha çok hükümete ve Saraya seslenmeliyiz. Kalemine ve yüreğine sağlık sayın Hocam. Selam ve dua ile. .