Yaklaşık iki yıldır İsrail, Gazze’de kadın, çocuk, yaşlı demeden sivillere yönelik sistematik saldırılar gerçekleştiriyor. İnsanlık tarihine kara bir leke olarak geçen bu katliamlar karşısında dünya ise sessiz. Birkaç cılız kınama, birkaç protesto… Hepsi bu. Ne yazık ki ne uluslararası kurumlar ne de büyük güçler, bu vahşeti durdurmak için gerçek bir irade ortaya koymuyor.
Türkiye, her defasında İsrail’in işlediği insanlık suçlarını en güçlü şekilde kınadı. Ancak artık kınamaların yetmediği ortada. Söylemin ötesine geçen somut adımlar atılmadığı sürece bu vahşet devam edecek. Diplomatik temsilciliklerin askıya alınması, ticari ilişkilerin gözden geçirilmesi, enerji hatlarının yeniden değerlendirilmesi, stratejik üslerin statüsünün tartışmaya açılması, uluslararası alanda çok daha etkili bir mesaj olacaktır.
Gerçek bir tepki, sadece sözle değil, fiilen ortaya konulmalıdır. Aksi halde kınamalar, muhatapları üzerinde caydırıcı bir etki yaratmaz. Türkiye’nin kararlı ve tutarlı adımları, hem bölgesel barışın hem de adaletin tesisi için tarihi bir sorumluluktur.
Bu noktada sadece devletin değil, halkın da üzerine düşen görevler var. İsrail ürünlerinin boykot edilmesi, kamuoyu baskısının güçlendirilmesi ve doğru bilgilerin yaygınlaştırılması bu mücadelenin ayrılmaz bir parçasıdır. Çünkü barış ve adalet mücadelesi, sadece hükümetlerin değil, halkların ortak davasıdır.
Türkiye hem devlet olarak hem de millet olarak, bu tarihi süreçte sadece sözle değil, fiille de konuşmalıdır. Gerçek etki, halkın ve devletin aynı kararlılıkla ortaya koyacağı ortak duruşla mümkün olacaktır.







