Ekranlardaki hikâyeler, toplumun aynası mı, yoksa ruhunu aşındıran bir sis perdesi mi?
“Televizyon dizileri sadece izlenmiyor; aynı zamanda toplumun vicdanını, değerlerini ve hafızasını da şekillendiriyor. Peki bu vicdan, bugün nereye doğru yönlendiriliyor?”
Televizyon artık yalnızca bir eğlence aracı değil; toplumun düşünme biçimini, değer dünyasını ve yaşam tarzını şekillendiren en güçlü mecralardan biri. Ancak son yıllarda ekranlara baktığımızda, karşımıza çoğu zaman şiddet, entrika, ihanet, mafya ilişkileri ve yozlaşmış aile düzenleri çıkıyor. Bu senaryolar, farkında olmadan toplumun ortak değerlerini yavaş yavaş aşındırıyor.
Oysa televizyon, topluma sevgiyi, hoşgörüyü, mahalle kültürünü, dayanışmayı, tarih bilincini ve aile bağlarını hatırlatmalıydı. Birlikte yaşama iradesini güçlendiren, kardeşliği, adaleti ve iyiliği öne çıkaran yapımlar çoğalmalıydı. Ancak bugün ekranlarda genç kuşaklara rol model olması gereken erdemler yerine; çıkarcılık, ihanet ve kolay yoldan kazanç hikâyeleri işleniyor.
Reyting uğruna mahremiyetin pazarlanması
Gündüz kuşağı programlarında tablo daha da karanlık. Aile mahremiyeti, saygı ve edep gibi kavramlar reyting uğruna adeta pazarlanıyor. Kavgalar, ifşalar, skandallar... Toplumun sinir uçlarıyla oynayan bu yayınlar, ekranı birleştiren değil, ayrıştıran bir araca dönüştürüyor.
Tarihi dizilerdeki taraflı anlatım ve Karamanoğulları gerçeği
Bir başka dikkat çekici nokta da “tarihi” dizilerdeki anlatım biçimi. Osmanlı dönemine duyulan nostalji elbette doğal; ancak bu nostalji üzerinden Cumhuriyet karşıtlığı ya da diğer Osmanlı döneminde hüküm süren diğer Türk ve Müslüman devletlere ve yöneticilerine yönelik haksız yaklaşımlar işlendiğinde, mesele tarih olmaktan çıkıyor.
Özellikle Karamanoğulları Devleti, bazı dizilerde “düşman” ya da “ayrılıkçı” bir yapı gibi gösteriliyor. Oysa Karamanoğulları, yaklaşık 300 yıl boyunca Anadolu’nun önemli bölgelerinde hüküm sürmüş, öz ve öz Türk soylu bir devlettir. Türkçeyi devlet dili ilan ederek milli kimliğin temelini atmış, Anadolu’nun birliğine ve kültürel bütünlüğüne büyük katkı sağlamıştır.
Bu devletin, dizilerde küçümsenmesi ya da çarpıtılması sadece tarihsel bir haksızlık değil; aynı zamanda milletin hafızasına yapılan bir saygısızlıktır. Çünkü Karamanoğulları, bu coğrafyanın ruhunu, dilini ve kültürünü koruyan temel yapı taşlarından biridir.
Tarih bir bütündür. Selçuklu’dan Osmanlı’ya, oradan Cumhuriyet’e uzanan bu büyük yürüyüşü parçalara ayırmak yerine, ortak miras olarak görmek gerekir. Geçmişin bir dönemini övüp diğerini yok saymak, tarih bilincine değil, ideolojik önyargılara hizmet eder.
Sorunun kaynağı açık: Ekranlarımızda toplumsal değerleri, kültürel derinliğimizi ve tarihsel adalet duygumuzu yansıtan içerikler azaldı.
Peki çözüm ne olabilir?
1. RTÜK ve ilgili kurumlar, sadece yasak koymakla yetinmemeli; değerleri yaşatan, toplumsal bağları güçlendiren yapımları teşvik etmelidir.
2. Senaristler ve yapımcılar, tarih anlatısında tarafgirlikten uzak durmalı; Anadolu’nun bütün renklerini adil biçimde yansıtmalıdır.
3. TRT ve kamu yayıncılığı, hem Osmanlı hem Cumhuriyet hem de Karamanoğulları gibi Türk devletlerinin hikâyelerini nitelikli yapımlarla anlatmalıdır.
4. Ebeveynler, çocuklarının ne izlediğini takip etmeli; gençlere medya bilinci kazandırmalıdır.
5. Üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları, medyanın toplum üzerindeki etkisini araştırmalı, nitelikli içerik üretimini desteklemelidir.
Bir milletin aynası: Ekranlar
Türk milleti, köklü geçmişi ve ortak değerleriyle ayakta kalmayı başarmış bir millettir. Bu toprakların hikâyesi, yalnızca bir döneme değil, yüzyılların birikimine dayanır. Televizyon ekranları da bu zenginliği yansıtacak hikâyelerle dolmalı.
Ve son olarak şu soruyu sormak gerekiyor:
Türk milletinin tüm renklerini, tarihini ve değerlerini yansıtan, birleştirici yapımlar ne zaman göreceğiz?







